10 Kasım 2009 Salı

Yine Bir ON KASIM…

Çağın uygarlığına ulaştıracak kadar bilgiyle donanımlı üstün dehasıyla ulusumuzun kaderini değiştiren,
Tarihini zaferle, şanla, şerefle süsleyen,
Bir komutan,
Bir asker,
Bir kahraman,
İnsancıl ve barışcıl politikasıyla milli ve evrensel bir liderdir Atatürk.
Arkası kesilmeyecek dev dalgalarla hâlâ O’na koşuyoruz her On Kasımlar’da…
Sağlam bir inançla sarıldığımız,
Kuşaktan kuşağa bir ışık gibi akan fikirlerinin heyecanı, dinamizmi yepyeni ufuklar açıyor bize, biz koştukça…
Her yıl biraz daha anlaşılan,
Her yıl biraz daha büyüyen eşsiz bir lider olma özelliğini korurken,
Fikir Atatürk olarak yaşayan varlığı güç veriyor bize, biz inandıkça…
İnsanlık tarihinin ender yetiştirdiği büyük öncülerden biridir o, onu üstün kılan nitelikleriyle.

“Mustafa Kemal’i anlamak ağlamak değil
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil”
diyordu şair…

Yas tutmak için değildi ON KASIMLAR…
O’ nu daha iyi anlamak, tanımak,
O’ nun fikirleri ışığında zeki bakışlarından yeniden hız almak,
Fikirlerinin ölmezliğini taşımak içindi, gelecek kuşaklara; O’ nun eserleriyle, kararlığıyla, vatan sevgisiyle…

“Hiçbir insan zekâsı, Türklük gerçeğini onun kadar yakından, onun kadar içinden tanımış değildir. Hiçbir gönül adamı Türk sevgisini bu kadar büyük olarak taşımamıştır. Hiçbir varlık Türk halkı ile onun kadar kaynaşmamıştır.
Atatürk düşünce adamları gibi Türk’ün ne olduğunu düşünmekte, gönül adamları gibi Türk’ü sevmekte kalmamış, Türk’ü kurtarmış, diriltmiş, tanıtmıştır. Onun için Atatürk ölmüyor, Türklerin, bütün insanların kafasında diriliyor. Her dirilişte bir kat daha gençleşiyor.”(1)


Her dirilişte bir kat daha gençleşen Atatürk için yas tutmak yakışmazdı ON KASIMLAR’da…
Türk olmanın haklı gururuyla sevgi ve şükranlarımızı sunarken o büyük insana, onu On Kasımlar’da selamlamanın burukluğunu da yaşıyoruz, ulusça…
Yaşamalıyız da…
Çünkü,
“Doğanın bütün varlıkları gibi büyük adamlar da tesadüf eseri olarak var olmazlar. Onları yetiştiren bir çevre vardır. Bu çevre ulus çevresidir. Atatürk’ü yetiştiren çevre de Türk ulusunun çevresidir.(1)”

Biz ulusça Atatürk’ daha iyi anladığımızda, daha iyi tanıdığımızda Atatürkçülük dediğimiz “Ulusumuzu çağdaş uygarlığa eriştirecek bilimsel, teknik ve sosyal kalkınmanın ilkelerine yürekten bağlılık ve bu ilkeleri gerçekleştirme ülküsü ” ne aydın bir bilinç ve kararlılıkla biraz daha yaklaşacağız.
Bilmeliyiz ki,

“Mustafa Kemâl’i anlamak yerinde saymak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü sadece söz değil.”


Duyan yüreğimiz, düşünen başımızla O’nun özlediği mutlu ve çağdaş Türkiye’yi yaratmak için çalışmak…
***
(1)-İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu

Ferda Balkaya Çetin

09 Kasım 2009 Pazartesi

GİDİN BULUTLAR GİDİN!


GİDİN BULUTLAR GİDİN

Gidin bulutlar gidin
Atama selam edin
Türbana kurban ettik
Kıyafet devrimini
Üslerle donatıldı
Yurdumuzun her yeri
Değerini bilmedik
Kutsal emanetinin
Kulu kölesi olduk
Yabancı sermayenin.
Amerika paşadır
Biz de onun eriyiz
Avrupa kapısında
Nöbet beklemekteyiz...
Gidin bulutlar gidin
Atanın ruhunu getirin!

Erhan Tığlı

06 Kasım 2009 Cuma

ince çizgi


son maviler doldururken geceyi
zaman telaşlı
yüreğim sabırsız
dur biraz...
ferda balkaya çetin

01 Kasım 2009 Pazar

ATASÖZLÜ SÖZLER

"Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar"

İşsizlikten
Yoksulluktan
Pahalılıktan
Zamlardan
Zaten anamız ağlıyor!..

"Devekuşu yüke gelince kuşum der, uçmaya gelince deveyim der."

Biz de işimize gelince
TAMAM
İşimize gelmeyince
ANLAMAM
diyoruz...

"Ayağını yorganına göre uzat."

Nasıl olacak?
Yorganlar küçüle küçüle minicik kaldı zaten!
Biz ayağımızı toplamak zorunda kalıyoruz...

"Sabrın sonu selamettir."

Selamete varacağımızı bilsek daha çok sabrederiz.
Sabrede sabrede
Sabır taşı olduk...

(Esintiler...İl Gazetesi 1991 / Ferda Balkaya Çetin)

RİSK ALMAYA HAZIR MISINIZ?

Gülmek; "SAF" denme riskini göze almaktır.

Ağlamak ise ; "DUYGUSAL" görünme riskini...

Birine yakınlaşmak; "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini,

Duygularını açmak; "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini,

Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;

"ONLARI BAŞKALARINA KAPTIRMA" riskini göze almaktır.

Sevmek; "KARŞILIK GÖREMEME" riskini...

Yaşamak ise; "ÖLME" riskini göze almaktır...

Umutlanmak; "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini

Çabalamak ise; "BAŞARISIZ OLMA" riskini göze almaktır...

Ama riskler yaşanmalıdır,

çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.

Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir ama büyüyemez, sevemez,

değişemez, hissedemez, öğrenemez.

Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,

bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.

Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.

Leo F. Buscaglia

31 Ekim 2009 Cumartesi

GÜL-DİKEN: AŞK ve TÖRE

GÜL-DİKEN: AŞK ve TÖRE

28 Ekim 2009 Çarşamba

CUMHURİYET PINARI


CUMHURİYET PINARI

Odur yurdumuzun canı cananı kanı kemiği eti
Karanlık gecelerimizin ayı yıldızı
Ondan aldığımız esinle hızla
Kurtardık tutsaklıktan benliğimizi
***
Cumhuriyet bizim şanımız
Uygarlık tüten ocağımız
***
Onunla yerle bir oldu karanlık korku
Odur kovan her türlü zulmü saltanatı
Yüceltti kültürümüzü ve sanatı
Koştu doludizgin ileriye erdemli atı
***
Cumhuriyet bizim şanımız
Bağımsızlık bayramımız!

Erhan Tığlı

22 Ekim 2009 Perşembe

Aşkı Sihirli Eli


Sevda bir duygu seli
estirir bahçemizde
çiçekli bahar yeli
Gönülde gül açtırır
aşkın sihirli eli

20 Ekim 2009 Salı

NOTLARIMDAN...

Columbia Üniversitesi Rektörü Nicholas Murray Butler, öğrencilerine yaptığı bir konuşmasında şöyle der:
“ Dünya 3 grup insandan oluşur:
Bir şeyi ortaya çıkaran ve yapan küçük bir seçkin grup.
Bir şeyin yapılmasını seyreden daha büyükçe başka bir grup.
Ve neyin olup bittiğini bilmeden yaşayan muazzam bir kalabalık…”


Kader aynı kader, şu farkla
Size işlemeyen şeyler
Derinden yaşamakla
İçlerimde yer eder. (Behçet Necatigil)

Roma’nın neden yıkıldığını, soran birine, Çiçero şu cevabı verir: “ Çok güzel konuştular, fakat bilgisizdiler.”

Birinin sana elini uzatması için önce sen o insanın yüreğine dokunmalısın.
(Koza Kelebeği Bilmez / Robin Sharma)


Büyük İskender, ünlü filozof Diyojen’i birbiri üstüne yığılmış insan kemikleri arasında bir şeyler ararken görür ve ne yaptığını sorar.
Diyojen, zafer sarhoşluğu içinde olduğunu gördüğü hükümdara, ölüm gerçeğini hatırlatmak amacıyla:

“ Babanızın kemiklerini arıyorum. Ama hangisinin kölelere hangisinin babanıza ait olduğunu kestiremiyorum,” cevabını verir.

Ey haksızlığın ve yalanların düşmanı aklım
Ve ey kalbimdeki sonsuz aşk
İkinize güveniyorum.

........................ (Melih Cevdet Anday)

Sanat yaratmaktır. Yaratmak ise hürlükle olur. Onun kaleminde veya fırçasında kendini duyuran tek baskı, sanatın baskısıdır. Sanatçı duygularına ve düşüncelerine biçim vermedikçe rahata kavuşamaz. Ona; şöyle veya böyle yazacaksın, şunları veya bunları anlatacaksın, denildiği gün, ne sanattan, ne de sanatçıdan eser kalır… (Suut Kemal Yetkin)

Aborjinlerin duası
Seni ayakta tutmaya yetecek denli güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim. Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek denli güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek denli yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek denli mutluluk diliyorum. Yaşamdaki küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek denli acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek denli kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek denli kayıp diliyorum. Son “Elveda” yı atlatmana yetecek denli “Merhaba” diliyorum.

Hiçbir şeyi yoktu ve olsun da istemiyordu.
Kente, konuşmalara, kitaplara gidiyordu.
Sözcüklere doğru yola çıkıyordu. ( Sylvie Germain, Amber Gece
Elif şafak / Pinhan)


“Veda” bölümü başlıyor. Seçme hakkı sizin. Hangisini yeğlersiniz?
“Bütün güzel her şey, geceler, gündüzler, yarınlar sizinle olsun.” Yeterince dokunaklıysa bunu seçebilirsiniz; ama şöyle “açıklamalı”, “dilekli” vedalarımız da var:
“Sevgisiz yaşanmaz, diyorum. Hepiniz birbirinizi sevin.”
(TÜRKÇE “OF” / Feyza Hepçilingirler)

....................................... Ferda Balkaya Çetin

10 Ekim 2009 Cumartesi

Görünenin Ötesine Geçebilmek

-Ruhumun derinliklerinden fısıldayan Vivaldi’nin Dört Mevsim Konçertosu’nun tınılarının sanatsal çizgilerle buluştuğunda bir başka boyutta ve zamanda beni yeniden yola çıkaracağını kim bilebilirdi ki…-

İlkçağın en büyük düşünürlerinden Sokrates’in öğrencisi Platon ( Eflatun)’ un ünlü mağara benzetmesini özetle anımsayalım…

Bazı insanlar karanlık bir mağarada, arkaları mağara girişine dönük otururlar. Salt, kapıdan sızan ışığın aydınlattığı karşı duvara yansıyan gölgeleri görürler. Ancak başlarını çevirirlerse güneş ışığını görebileceklerdir.

Gizli olanın arayışı ve insanoğlunun sınırsız merakı bilimi çıkarmıştır ortaya.
Kalp ve ruhun sezgiselliği akıl yoluyla kazanılan bilgiler ışığında görünmeyeni
görünür kılabilir bize.
Bizden uzaklaştıkça küçülen nesneleri yine aynı perspektif bir bakışla tersine çevirmek gibi…
Ya da,
Çıplak gözle göremediğimiz ancak çeşitli tekniklerle algıladığımız Hidrojen ve Oksijenin bütünleşmesi olan basit bir fizik denklemi H2O, yani bildiğimiz suyun bileşimini düşünmek gibi…
Evreni keşfetme mücadelesinde başlayan yolculukta insan, asıl sırrın ve sınırsızlığın kendisinde olduğunu sezmiş ve yaşamın labirentlerine korkusuzca dalmıştır.
Bu arayışlarda toplumun itici gücü olan sanatın etkisi pek çok…
Kimi zaman Divan Edebiyatı’nın “beyit” ve “gazel” leri arasına gizlenir.
Kimi zaman maharetli bir karikatüristin bizi gülümseten, düşündüren çizgilerinden zamanın ruhuna dokunuruz.
Kimi zaman Leonardo da Vinci’nin güzel Mona Lisa’sının gizemli gülüşünden Rönesans Dönemi’ne götürür.
Ya da Salvador Dali ile Sürrealist bir akımın içinde kendimizi bulur,
Bilinç ile bilinçaltı arasındaki köprüden gider geliriz.
Sınırsızca ortaya konulan düş gücünden görünen ve görünmeyene yapılan her keşifte ufkumuzda yeni pencereler açılması kaçınılmaz.
Görünmeyenin hiyerarşisi,
Değişimler zinciri gibi sanatsal bir devinimle yeniden uyanışı betimler.
İç özgürlüğümüzü kullandığımızda oluşan farkındalığımız bizi, zihnin, mekanın ötesine geçirir.
Ötesinde ilerlemek gibi zamanın…
Olan” ve “görünen” arasındaki çelişki,
Yaşamdaki şaşırtıcı karşılaşmaların gizlendiği ıssızlık,
Aydınlanacaktır belki de akıl ve mantığın iradesiyle.
Ve “Neden”“niçin” lerden kurtardığımızda zihnimize takılanları.
Mağara duvarına yansıyan gölgeler ve yanılsamalar değil ruhumuzun ulaşmak istediği,
Bir ışık huzmesi halinde kendi aynamızda yeniden biçimlenmeyi bekleyen görünmeyenler…

.............................. ferda balkaya çetin

08 Ekim 2009 Perşembe

BARIŞ

06 Ekim 2009 Salı

Bu da çocukların füze kalkanı...

Photobucket

28 Eylül 2009 Pazartesi

Eylül Hüznünde Bir Aşk

“Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpâre geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında” /
A.H. Tanpınar

Öyle bir an gelir ki,
Yaşadığınız evrenden soyut,
Henüz keşfedilmemiş bir gezegendeymişsiniz gibi,
-yerçekiminin olmadığı üstelik-
Zamanın ruhunu salt kendi bedeninizde taşıyormuşçasına içinizdeki hükümdar coşkusundan egemen olmak istersiniz kâinatın evrelerinden geçen her canlıya hatta cansıza…
İçselleştirdiğiniz ütopik bir dünyadan…
Henüz bilmediğiniz şairane yanınızla sonsuzluğa açılan kapılardan sevginin bilinmeyen sırlarına ulaşırsınız.
Fuzuli’den, Hayali’den, Baki’den, Nedim’den…
Şairlerin olduğu yerde dil susar gönüllere akar beyitler…
Duygularınız, kuralsızlığın ellerinde hüküm sürmekte…
Tarihin sararmış yapraklarına doğru başlayan yolculuğunuz Kerbela’dan, belki Roma’dan, belki de Vatikan’dan kesitler sunacak,
Fırtına öncesi sessizliğindeki Tuna’nın ihtişamına tanık edecektir sizi…
İstanbul kıyılarına vuran bir sevdanın vuslat ve ayrılığının,
Elem ve hüznünün,
Murassa bir hançerin kabzasında saklanan “sır” rına erdiğinizde ise;

“Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını
Babil uyandığı zaman”…

******
“..........kadim zamanlardan bu yana yaşanmış ve yaşanacak bir düşünce ile eylemin karışımıydı – siz buna hayal ile gerçeğin, yahut edebiyat ile tarihin de diyebilirsiniz- ve bundan heyecanlı bir serüven çıkartabilmek zor görünüyordu.”

Öyle de olsa,
Fuzuli’ye ilham veren aşkın derinliklerinde dolaşırken,
Hayatın bütün renklerini görür, nağmelerini dinler, bütün ışıklarını toplar taşırsınız bağrınızda.
“Aşkı bilen biri için yedi gerçek sır” ra ulaşmak için…
Ve “Eğer aşkı yaşamak öğrenmek istersen önce elemi yaşamalısın.”
Antik çağlardan kalma, antik mezarlardan sızan bir ışığın,
Sevinç içinde büyüyen bir acının şehre dökülen güneşin son ışıkları ile buluşması sanki…
Ve sanki,
Tarihe ad bırakmış bir aşkın sayfalarını Dicle’nin serin yamaçlarına doğru çevirmek,
Güz rüzgârlarında…

“Kârbân-ı tecridiz hatar havfın çekip
Gâh Mecnun gâh ben devr ile nevbet bekleriz”


( Mecnun ile ben soyutlanmışlık yolunun kervanıyız. Yolkesiciler kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye bazen o, bazen de ben sıra ile şu dünyanın aşk nöbetini tutuyoruz.)

Fuzuli’nin dizelerinden Lotus kokularla süzülen yirmi üç bin yıllık gizemin,
Kays’ın,
-Leyla’nın koyduğu ad-
Bir aşkın adı yazılıyordu yeniden.
Ve Leyla…

“.............ah bir bilseniz, yıldızlı çöl gecelerinde Leyla’nın türkülerini dinlemek… Onun nefesinden özümsediğim kavurucu rüzgârın sesi kulaklarımdan kalbime bir bengisu gibi akıyordu.”

Ve gizli bir filigran olur bağrınızda Kays adı…
Aşk,
Şiir olur,
Musiki olur, taşınır saraylara…
Dize dize akar, dillerden gönüllere,
Çöl kızı Leyla ile Kaysın öyküsü…
Binlerce kez güneş doğar üzerlerinden.
Ve İştar’ın,
Bütün ihtişamıyla parladığı gece,
Aşk yeniden yazılır, başka gönüllerde…

Zaman,
Milattan önce.


Belki de sonra…


***********
İskender Pala’nın ” Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” romanından esinle.


ferda balkaya çetin

23 Eylül 2009 Çarşamba

GÜLÜŞÜN ŞİİR YAZDIRIOR


GÜLÜŞÜN ŞİİR YAZDIRIYOR

Gülüşün şiir yazdırıyor senin
Bakışın şiir
Yosun yağdırıyor gözlerin
Aşk denizime
Yakamoz güzelliğin
Deniz feneri oluyor
Kurtarıyor sisten karanlıklardan
Özlemlerimi yıldızlarla buluşturuyor
Ellerime uzanan ellerin
Kucaklıyor kalbimi
Engin bir yolculuğa çıkarıyor
Türküleşiyor duygularımın ezgisi
Kovanıma bal taşıyor sevgin
Yaşamak kokuyor gülüşünün gülü
ERHAN TIĞLI
erhantigli@myet.com
www.erhantigli.yehhu.net
*********************

17 Eylül 2009 Perşembe

zaman üzerinde bir kement / olur bir çığlık

ebedi bir gülümsemeye doğru
tutuşur yanar elleri
zamanın
kızgın lavlarla boşalan göğün kollarından
sanki Hiroşima
ağıtlar yakılır kalabalıklara
anlaşılmaz olur yüzü
gölgelerin

gözleri
geceye karışır
bir çocuğun
turuncu bir neon olur
maskesiz yüzü

o çığlık ki büyüyüp sancıyla sürüklenen
alevler içinde orta çağ bedeniyle
güneşe yakın bir gezegen olur
insanlık kök salarken sınırsız toprağına
aç / çıplak

ruhumuzdan çalınmış bir ömrü simgeler sanki sessiz ölüler
kendimize çevrili bir mavzer olur evren
daralarak

can / lar sabaha çıktığında
filizlenir umutlar yüreğimizin özsuyunda

insan
yine insan
büyüdükçe kendinden
bir anlamı olur devinmelerin


ferda balkaya çetin

14 Eylül 2009 Pazartesi

YOLUN SONU


Umut dolu
Başladığımız yolu
Ölçtüm,
Biçtim,
Tarttım...

Bir de gördüm ki
Hepsi hepsi
Bir arpa boyu...

Acaba bu mu?
Yolun sonu!..

O.Yavuz İNAL

ŞİİRDELEN


Şiirkondu üssünden

Şiir havalandı
gök delindi...

İki kanat yürek
Bir avuç sevgi
Yüzdürdük gökyüzünde…

O.Yavuz İNAL

31 Ağustos 2009 Pazartesi

FERDA BALKAYA ÇETİN EKİP RUHU

Photobucket
“Para her zaman her yerde kazanılabilir ancak önemli olan kimlerle çalışıldığı, yani ekibin kimler olduğudur. Arkama dönüp baktığımda, bir takımın parçası olmak, gurur duyabileceğim bir ekip ile çalışmak benim için önemlidir. Bu ekiple otuz yıldır çalışmaktan her zaman gurur duydum. Lassa zor dönemler geçirerek bugüne geldi. Bugün bu ekibin sayesinde Lassa sapasağlam dimdik ayakta. Sıkıntılı zamanlar kadar, coşkulu, heyecanlı, keyifli başarıları da hep beraber bu ekiple yaşadık.”
Bu sözler,
Çalışma hayatına başlamasının 30. yılını kutlayan Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı’ya ait. (1)

Güler Sabancı,
Amerika’nın en ünlü ekonomi ve iş dergilerinden biri olan Fortune dergisinin,
“Dünyanın En Güçlü 50 İş Kadını” listesinde dokuzuncu sırada yer alıyor.
Başarısını ekibin başarısıyla eş değer tutan sayın Sabancı’nın sözleri bana, Akın Alıcı’nın derlediği Hayata Yön Veren Öyküler kitabında okuduğum Takım çalışması adlı bir bölümü anımsattı:
“Golcü hücumda iyi bir yer tutar, takım arkadaşlarından pas alır, şutunu çeker ve golünü atar. Seyirciler çılgına döner. Bu golü kim atmıştır?
Bir çok insan golcünün attığını söyleyecektir. İyi bir antrenör ise golü takımın attığını söyleyecektir.”
/ Aguayo

Güler Sabancı’nın çok net ifade ettiği gibi başarı bireysel değil ekip başarısı.
Ulaşılmak istenen hedefe kilitlenen,
Ben yerine biz diyebilen,
Bir bütün içerisinde birlikte hareket edebilen bir ekibi oluşturmak dünyanın en zor işlerinden biri olmalı.
Topluma hizmet götüren bir iş yeri bir müessese düşünün…
Çalışanları samimi,
Ortak bir anlayışa sahip,
Sorumluluk üstlenip görevlerini en iyi şekilde yerine getirmek için –her koşulda- çaba sarfediliyor.
Böyle bir grupta bir güç bir enerji bütünü söz konusudur.
Verimliliğin artırılması için bir uyum içerisinde ve birlikte hareket edilir.
Bilinen bir söz:
Sorunun değil, çözümün bir parçasıdırlar.
Yeni başlangıçlarda,
Olası krizlerde
Ve işlerin karışma noktasına gelindiğinde,
Durum atlatılıncaya kadar gösterilecek çaba, iyi niyet ve pozitif düşünce,
“Birlikten kuvvet doğar” düşüncesini gerçekleştirecektir.
Ortaya çıkacak sonuç “BİZİM” dir,
İş yerinin kurumsal devamlılığı için şart olan…

Ferda Balkaya ÇETİN


(1) o3 Kasım 2008 tarihli Türkiye gazetesi

17 Ağustos 2009 Pazartesi

GELİNCİK

Photobucket

12 Ağustos 2009 Çarşamba

ÖPÜVER GEÇSİN

Ben karanlıktan korkarım
Aşkınla aydınlat beni
Gönlüme güller diksin ellerin
Bahçem şiirleşsin
Yandım kavruldum sensizlikten
Gel de bahar yelleri essin
Sevgin içime su serpsin
Kalbimde açtığın yara
Sensiz nasıl iyileşsin
Öpüver geçsin
Erhan Tığlı
*********

11 Ağustos 2009 Salı

Photobucket
*

sevdakar çelik /DENİZDE GÖÇ
Photobucket
sevdakâr çelik +portre+cemal nadir güler

Photobucket

29 Temmuz 2009 Çarşamba

*İNCELİK..." /
........................ kim yapar.?.
Photobucket

sunay akın'ın
kaleminden:

Anadolu'nun orta vilayetlerinden bir köyde, yavaş yavaş güneş batmaya hava kararmaya başlar.
Karanlık iyice çöker köyün üzerine.
Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır.
Erken yatıp yarın sabaha, güneş ışığına erken uyanılacaktır.
Adam üzerini değiştirir, yatağa yönelir.
Evin penceresinden; karanlık bahçeye vuran ışıkta ağaçların arasında bir gölge belirir.
Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser.
Kadının sevgilisi bahçededir...
Tam sözleştikleri gibi, sözleştikleri saatte ve yerde adam onu beklemektedir.
Kadın kocasının uyumasından emin olunca, sessizce yataktan kalkar, üstünü giyer...
Ve pencereden aşağı atlar.
Başka bir adam için, kadın kocasını terk eder.
*
Koşarlar iki sevgili... kaçıyorlar.
Tarlaları, ovaları aşarlar...
Anadolu'da bir köy... nasıl koşmasınlar ki.
Arkalarından onları kovalayacak onca şey vardır.Namus belası, töre cinayetleri, yoksulluk, cefa, korku...
Arkalarında bunlar varken nasıl durabililer.
*
Köyden uzaklaştıklarına iyice emin olunca, soluklanmak için dururlar.
Kadın, duraksamayı fırsat bilip, nefes nefese der ki:
"Evden çıktığımdan beri, ayakkabımın içinde bir şey var, beni rahatsız ediyor."

Çıkartıp bakar ki...
Ayakkabısının içinde bir tomar para.!.

Kocası her şeyin farkında.
Biliyor ki gidecek,

"Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, ütüledi. Bana emeği geçti."

YABAN ELDE MUHTAÇ OLMASIN DİYE,

o yoksul köylü; bütün parasını; başka bir adam için kendisini terk eden karısının,
giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine koydu.

O güzel insanı,
O onurlu davranışı sergileyen,
O terk edilen adamı

HEPİNİZ TANIYORSUNUZ...
........Çünkü O;
................ Bir dizesinde bize yürekten seslendiği gibi
Photobucket

26 Temmuz 2009 Pazar

  1. Ava giden avlanır...
    ava giden avlanır
    ***...***
    ÇAM DEVİRENLERE

  1. Kirletip durursanız
    havayı suyu toprağı
    hain ellerinizin kurbanı
    olursa gül gülüşlü çevre
    ve de çam bırakmazsanız
    devire devire...
    hasret kalırız maviye yeşile
    ciğerlerimiz döner kevgire
    hepimiz kadırılırız revire
    bulamaz derdimize çare
    Lokman Hekim bile...
    ***Erhan Tığlı
    ...%...
    İSTANBUL YÜKLÜ KALÇALAR
    Sen yürürken Boğaziçi’nde
    Hele bir de martılar;
    Maviler getirir,
    Maviler götürürse...
    O zaman işte,
    İstanbul yüklü kalçalar
    Bir Asya,
    Bir Avrupa olur.
    Gönlüm huzur bulur...
    ***O.Yavuz İNAL
    ***%***
    denizdeki çöl
    Photobucket

    savaş aldığını geri vermez ki
    Photobucket
    ....Osman Yavuz İNAL

20 Temmuz 2009 Pazartesi

ŞİİRDELEN

Şiirkondu üssünden

Şiir havalandı
gök delindi...

İki kanat yürek
Bir avuç sevgi
Yüzdürdük gökyüzünde…

O.Yavuz İNAL
07.07.2009/Ankara

02 Temmuz 2009 Perşembe

Ne yaparsan yap, gözlerini kapatma...

Photobucket

19 Haziran 2009 Cuma

Photobucket

18 Mayıs 2009 Pazartesi

ÖMRÜN BAHARIDIR GENÇLİK


ÖMRÜN BAHARIDIR GENÇLİK

Gençlik ömrün baharıdır
Genç güzelliklere konan kelebek ve arıdır
Kavak yelleri eser başında, çiçeği burnundadır
Evrenimizin gülen ayvası ağlayan narıdır
Çevresini yeşerten, gürül gürül akan sevda pınarıdır
Ama yaşlılar küçümser onu
Acemi çaylak, toy derler, dudak bükerler
Sonra da vatanın kurtuluşunu gençlerden beklerler!
Cumhuriyet gençliğe emanet edilmiştir
Bağımsızlığımızı korumak onun görevidir
Öyleyse bu zinde kuvvete yaşamak
Haram edilmemelidir...
**
Bir kişi, Atatürk’ün dediği gibi, “genç fikirli” değilse
İsterse yirmi olsun yaşı
Tüm benliği uykudadır.
Yaşa başa bakma, görünüşe aldanma
Gençlik düşünce ve duygudadır
Genç her zaman ve her yerde ayaktadır
Gerilik, kötülük, çirkinlikle savaştadır!

Not: Gençlik Bayramı duyguda düşüncede hep genç kalanların, vatan-millet aşkı ile yananlarındır. Kültür ve uygarlık meşalesine ateş taşıyanların; her zaman, her yerde Atasına layık olanlarındır! Bu bayram yurtta ve dünyada barış içinde yaşayanların; ırk, din, mezhep, dil ayrımı yapmayanlarındır. Pasif, aciz, tembel, miskin, geri kafalı kişi yaşça genç olsa bile genç sayılmaz, bayram kutlamaya hak kazanmaz
Erhan TIĞLI

Barışın, özgürlüğün işi zor

Photobucket

04 Mayıs 2009 Pazartesi

Gülüşü ŞİİRlim


GÜLÜŞÜ ŞİİRLİM
Sımsıcak el eden bal gülüş
Kıvılcımlandırdı benliğimi
Dağlardaki çoban ateşlerine döndüm
Işıl ışıl bir özlemle
Çiçeklere büründüm.
Güller yağdıran bir el
Nakış nakış işledi içime sevgiyi
Giydirdi mutluluk adlı gökkuşağı giysiyi
Sevincim duramadı yerinde
Kuşlara parmak ısırtan bir uçuşla
Ulaştı gökyüzünün en yüksek katına
Dağlar, denizler selam durdu sevdama
Taht kurdum yaşamanın doruğuna
Aktım özveri pınarına
Gülüşünün verdiği aşkla coştum
Mest oldum güzelliğinin şarabıyla
Türküleştirdi benliğimi
Gözlerinin şiiri
Erhan Tığlı
**********

YANLIŞ BİR SÖZ

İstenmeden söylenmiş
Yanlış bir söz
Büyür göz göz…

İster kırk takla at
Tersine…
İster namaz kıl kırk rekât
Nafile...

İstenmeden söylenmiş
Bir yanlış söz
Büyür göz göz…

O.Yavuz İNAL

GÜNDEM

Yıllarca gündem de kalır
İncir çekirdeğini doldurmayan sorunlar
Sekiz sütuna manşet.

Ya cinsellik sergilenir
Sanırsın, kasap vitrinindeki et.
Ya da ilgi çeksin diye vahşet.

Ya yaşamsal, gelecekle ilgili problemler
Nedense satır aralarında yer alır
Ve kaybolur.

O.Yavuz İNAL

BİR'İN HİKÂYESİ

Var olan birleri, birileri almış.
Bize bırakmış, birileri de
Yok, olan birleri.

Anladığınız gibi, birilerine varmış
Bize yokmuş.

Nasıl söylesem bilmem ki?
"Bir varmış, bir yokmuş."
O.Yavuz İNAL

27 Nisan 2009 Pazartesi

hüseyin yıldırım’dan *dOLMUŞ hikâyeler(i) -sarsan*güldüren*düşündüren diyaloglar- Şöfeeer bey klimayı açar mısınız, çok sıcak olduuu.!."

@-Beyler arka tarafa doğru yanaşalım, arka taraf da aynı yere gidiyo!

@ (Mekan_İzmir... Bornova-Evka 4 otobüsü...) Otobüs tıklım tıklımdır ve arka kapıya kadar ilerlemek imkânsızdır. Bir teyze, şoförün insafına sığınıp ön kapıdan inmeye yeltenir.
- Şoför bey ön kapıyı açar mısınız?
- Niye, hava mı alcaanız?

@Yolcu;
-A'aabi heykele çıkıyo mu?
Şoför;
-Yok a'abi, yanından geçiyo...

@Duran ve çok da dolu olmayan bir minibüse koşarak bindim. Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse bindi. Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı.. Bu iki öğrenciden biri şoföre parayı uzattı:
- Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?

@Yolcu:
- Mükemmel bir yerde inebilir miyim?
(Yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuştakilerle birlikte gülüverdi söylediklerine.)
Şoför kadını indirirken:
- Buyrun, size layık değil ama.!

@Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama, dili sürçer;
- Musait bi yerde iner misiniz?
Şöför :
- Niye sen mi kullanıcan.?

@-İndir şoför.!.
-İn yolc
u.!






@Bazen şöyle de bir şey olur.
İneceğin yere yaklaşmışsındır, böyle 100-200 metre filan kala biri çıkıp, “Müsait bi yerde inebilir miyim?” deyince, siz de onunla birlikte iner, şaşkın şaşkın yürürsün onca yolu.
.Bemim de başıma geldi, ondan biliyom. :)

@Ankara'da, çok sıcak bir günde, dolmuştaki bir kokona... elinde yelpazesiyle;
- "Şöfeeer bey, klimayı açar mısınız, çok sıcak olduuu!" demişti.
Pala bıyıklı şöfer amca teyzeyi bi süre süzdükten sonra, kapıyı açıp açıp kapatmaya başladı, -ki ondan sonra, biz dolmuş yolcuları kırıldık gülmekten. :)

@.Ankara’da otobüslerin kartlı değil biletli olduğu bir dönem... Otobüse bir adam bindi... Utangaç, sıkılgan bir tavırla şoföre;
- Affedersiniz şoför bey biletim yok, acaba ineceğim duraktan alabilir miyim?
Şoför:
-İstersen yolculara bir sor.!.
Adam:
- Afedersiniz yolcular biletim yok, acaba inceğim duraktan alabilir miyim.! :)

@Şoför bey mübarek bi yerde inebilir miyim?
-Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım seni teyze.....
@-Oğlum bu Eminönü’den geçer mi?
-Yok, teyze biz taksime çıkıyoruz.
-Hah tamam oğlum, siz gidin ben gelmeyeceğim...

@Arka koltuktaki aksi teyze, öndeki uzun saçlı delikanlıya;
-Güzel kızım şuradan bi kişi uzatır mısın?
-Ben kız deiliiim.!!!
-Amaaaan sen de... Ben ne bileyim kız mısın dul musun, tıraşı kes de uzat işte!

@İnen var mi :)
- He valla.!

@Dolmuşa bindikten yaklaşık 10 dakika sonra, oldukça bön bi kadın şoföre;
-Durak yapar mısınız ? dedi
Durumu anlamayan şoför sürmeye devam edince, kadın hiddetle şoföre dönüp, yeniden;
-Durak yapar mısınız diyorum, siz hâlâ devam ediyosunuz, deyince; şoför dayanamayarak;
-Hanfendi ben şoförüm, durağı belediye yapıyor, şimdi sizin için meslek mi değiştireyim yani!?

@ Bir gün arkadaşımla öyle sersem şepelek yürüyoruz. Bir anda yanımızdan son
sürat bir minibüs geçti. Biz, 'Freni patladı' gibisinden düşünmeye kalmadan, minibüs kafadan elektrik direğine bindirdi.
Yardım edelim diye koşturduk.
Minibüse ulaştığımızda manzara suydu:
Kimi yolcuların kaşı açılmış, kiminin dudağı patlamış...
Dağılmış vaziyetteler yani. Ama bir tuhaflık var. Çünkü o hallerine rağmen, gözlerinden yaşlar gelircesine gülüyorlardı.
Şoka girdiklerini düşündük, ne yapacağımızı şaşırdık. 'Ne oldu?' diye sorduk.
Bir iki tanesi, güçlükle;
'Şo-för, şo-för...' diyebiliyor ama yine gülmeyi sürdürüyorlardı.
Bu sarsıcı ve tuhaf manzaranın aslını öğrenebilmek için iki üç dakika geçmesi gerekti.
Meğer şoför, tükürürken minibüsten düşmüş.
Hani, bizim şoförlere özgü, giderken kapıyı açıp dışarı tükürme hareketi vardır ya.!. Baba, dengeyi tutturamamış, tükürükle beraber, gümbürt aşağı...
Minibüs de kontrolden çıkıp direğe bindirmiş...

@Sahil yolundan Bostancı yönüne gitmekte olan dolmuşa yaşlı bir bayan biner. Bayan tam bir eski İstanbul hanımefendisidir. Gerek giyimi, oturuşu; gerekse konuşmasındaki kibarlık nedeniyle yolcuların saygı ve ilgisini çeker.
Teyzemiz gitmek istediği yer için parayı uzatır:
- Pardon beyfendi, rahatsız ediyorum ama şuradan bir Suadiye uzatırsanız çok memnun olurum. - Tabii hanfendi, ne rahatsızlığı ...
Para şoföre uzatılır ve yolculuk devam eder.
Yaşlı ve kibar teyzemizin kibarlığı, şık giyimi ve güleryüzü diğer yolcuların içini ısıtmıştır adeta ... Suadiye'ye gelindiğinde teyzemiz inmek ister ve bunu şoföre yine o malum kibarlığı ile bildirir:
- Pardon şoför bey, mümkünse müsait bir yerde indirir misiniz?
Şoför sağa yanaşır ve kapıyı açar, fakat araç hâlâ -yavaş da olsa- hareket halindedir. Bu nedenle yaşlı Teyzemiz, bir türlü inemez ve dolmuşun tamamen durmasını bekler. Fakat şoför sanki acelesi varmışçasına, yavaşça ilerlemekte ve bu arada bayanın da inmesini beklemektedir...
Dolmuşun bir türlü tamamen durmamasına kızan kibar teyzemiz şoföre seslenir:
- Ulan şerrefsiz, paraşütle mı inicez? Dursana lan!

@Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim'e doğru gidiyoruz.
Adamın biri, Beşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla;
- Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?
Bizim şoför olaya hakim:
- Tabii abi, ayıp ettin; al götür, senden kıymetli mi?

@(Öncelikle bir not: Şişli’den Taksim’e _Harbiye'den geçmeyen bir hat yoktur. /Şimdi hikâyemizi anlatabiliriz.).
Şişli-Taksim dolmuşundayım, kapıyı yaşlı bir teyze açtı;
- Pardon more şoför bey evladım, acaba Harbiye'den geçeyooor.?
Şoför şöyle afili bir dönüşle koltuğa kolunu atıp, arkasına döndü ve aynen;
- Yok haminne, uçarak gideyooor.!

@ İstanbul...
... Dolmuşa bindik. Koltuklar tümden dolunca, şoför kalkışa hazırlandı. Tam kalkacakken, elemanın biri açtı kapıyı. İçerde tıkış tıkış oturmuşuz. Önde üç, arkada dört kişi... Eleman hâlâ bir umutla sordu:
- Kaptan, yer var mı?
Şoför, umursamaz biçimde arkasını dönüp, cevap verdi:
- Bilmiyorum baba, üst kata bi bak bakalım.

@Bir gün arkadaşımla evimin yakınındaki bir duraktan minibüse bindik. Minibüsünün camında kocaman puntolarla şoförün cep numarası yazıyordu. Umursamadık. Ama fazlasıyla göze batıyor ve resmen; “Beni ara.!” dercesine bağırıyordu.
İneceğim yere yaklaşınca şoförün numarasını çevirdim;
"Müsait bir yerde bırakır mısın abi?" dedim.
Adam afalladı, asıldı frene.
...Minibüstekiler kırıldı gülmekten.

@ Çok sıcak bir gün...
Dolmuştaki çok süslü bir bayan, yelpazesini sallaya sallaya seslendi şoföre:
- "Şöfeeer bey, klimayı açar mısınız, çok sıcak olduuu da.! dedi.
Pala bıyıklı “şöfeeer amca” / teyzeyi bi süre süzdükten sonra, kapıyı açıp açıp kapatmaya
başladı... -ki ondan sonra kırıldık gülmekten...

@ Şişli- Sarıyer minibüsü... Sene 98 ya da 99... Leventten geçip Maslak’a doğru gelirken, şoför amcamızın tüküreceği tuttu... kafayı sola çevirip, “tüüüüghhh.!” diye salladı...
Ama o da ne?..
Cam kapalı..
Ben iptal...

@Dolmuştayım. Adamın birinin cep telefonu çaldı, o da açıp konuştu. Şoför ona,
“Kardeşim cep telefonunu kapa.!” diye bağırdı.
Adam da, “Niye, senin minibüsünde abs yok ki.!” dedi.
Minibüsçü bu duruma galiba çok içerlemiş olacak ki;
“Motor hararet yapıyo kardişiiim.!”dedi.
...Demesiyle, bütün herkes kırıldı gülmekten.

@ Gecenin geç bir vakti... Evime gitmekteyim. Dolmuş, geçtiğimiz mevkide / bir amcaya çarpmaktan kılpayı kurtuldu. Dolmuşçu da kafasını pencereden uzatıp, gayet kibarca; "Amcacığım lütfen kaldırımdan yürür müsün?" diye rica etti. Fakat gelin görün ki bizim amca belalı çıktı;
"Asıl hıyaroğlu hıyar sensin len.!. Sen benim kim olduğumu biliyon mu lan inek.!. Şimdi oraya gelip, senin gelmişini geçmişini, yedi sülaleni.!.” diye naralandı.
Olacak iş değil, tabii biz gülmekten yerlere yattık.
Bizim kibar dolmuşçu tornavidasını aldığı gibi dolmuştan fırlayıp, adamın peşinden seğirtti. ...Devamını bilmiyorum, çünkü biz gülmekten yerlere serilmiştik....
....... Hüseyin YILDIRIM
24 Nisan 2009 Cuma 15:38
NOT: Hikâyelerin bir bölümü alıntı, bir bölümü bizzat yaşadıklarımdır.

24 Nisan 2009 Cuma

BÜYÜ


BÜYÜ

Büyü çocuğum büyü
Çek yalanın üstünden
Aldatıcı kara örtüyü
Büyü çocuğum büyü
Kur güzelliğe köprüyü
Çözülsün karanlık büyü
Yaşa gönlünce
Yaşamak adlı öyküyü
***
Büyü çocuğum büyü
Uyandır bilinçsiz uykuyu
Yırt at kuşkuyu
Göm mezara korkuyu
Çekmesin derinliğine seni
Karamsarlık adlı kör kuyu
***
Büyü çocuğum büyü
Korkma dokuz köyden kovulmaktan
Unutma onuncu köyü.
..................... Erhan Tığlı

23 Nisan 2009 Perşembe

SANAL ALEM AHLAKIMIZI BOZMASIN

Edebiyat, sanat, hayat denince de insanın ister istemez aklına, sanatla ilk haşır neşir olduğu öğrencilik yılları geliyor.

Öğrencilik dönemim; Türkiye’nin zor bir dönemeçten geçtiği 1980’li yıllardı. Siyasal Bilimler Fakültesi de, siyasetin gündemde olduğu, karşıt grupların birbirlerinin peşi sıra okulu bastığı ve öğrenimin sık sık kesintiye uğradığı, dönemin diğer okulları gibiydi. Okulun kesintiye uğradığı veya öğrenimin sürdüğü her gün beraber olduğumuz, küçük ve eğlenceli bir grubumuz vardı. Öğrencilik yılarımda amatörce karikatür çiziyordum. Gırgır, Fırt, Çarşaf ve Çivi gibi dönemin ünlü mizah dergilerinde, hemen hemen her hafta amatör köşelerinde veya iç sayfalarda bir karikatürüm yayımlanıyordu. Mizah dergilerine yayımlanmak için verilen karikatürler, ertesi hafta bir kutuda toplanır ve amatör çizerler yayımlanmayan ürünlerini o kutudan alırlardı. Böylece diğer karikatür çizerlerinin çizdiği ancak yayımlanmayan eserlerini görürdü. Ben de çizdiğim karikatürleri okuldaki bu küçük gurubunuzla paylaşır, önerilerini alırdım. Bazen de karikatürün konusu sohbetlerimizden, şakalaşmalarımızdan çıkar, bende yaşanılan veya beraberce üretilen konuyu çizdikten sonra o güzel anları tekrar yaşardık.

Genelde mizah dergilerini okula ben getirirdim, bir müddet sonra memleketten harçlığı sürekli geç gelen bir arkadaşım da haftalık dergilerinin abonesi oldu. Tüm harcamalarını hesaplı yapan bu arkadaşım, bir gün neden mizah dergilerini her hafta aldığını şöyle anlatmıştı: “şunu çizsene dediğimizde; bilgiç bilgiç onu şu şekilde şu çizdi, daha evvel benzerleri yapıldı, her seferinde özgün olalım, diğerlerinden bir farkımız olsun diyorsun. Her hafta değişik bir konu bulmak için yırtınıp, duruyorsun. Ben de senin çizdiğin, bizimle paylaştığın konuların türevleri bir iki hafta sonra başkaları tarafından nasıl çizildiğini merak ediyorum. Sadece onları takip ediyorum.” demişti. Felsefeyi, felsefi konuşmayı seven bu arkadaşım “bak göreceksin, bu kolaycılığa, ahlaksızlığa kaçanların ömrü uzun olmayacak, bir müddet sonra kaybolacaklar.” demiş; ben de, ”onların yaptığı ahlaksızlık, onlar ahlaksız diye ben de mi ahlaksız olayım?” diye ağır bir cümle kurmuştum. Bir müddet, benim çizdiğim ve yayımlanmamış olan veya arkadaşlarımla paylaştığım ancak yayımlanmamış karikatürlerin türevlerini dergilerden takip etmiştik. Dediği kadar da konuşacak malzeme çıkmıştı.

barışkuşu

Bu olayın bir yüzü, diğer yüze gelecek olursak; yine çok severek çizdiğim bir karikatürümün benzerini, çok ünlü bir karikatürcünün benim karikatüğrümü çizdiğim tarihten yıllar önce çizip, albümüne aldığını görünce o gece uyuyamamıştım. Halbuki o konu üzerinde birkaç alıştırma yapmış, değişik çizgi ve kompozisyon çalışmaları yaptıktan sonra o konuyu bulmuştum. Ve bir iki dergide yayımlanmıştı. Karikatürdeki benzerlikten rahatsız olup, kendimi hırsız gibi hissetmiştim. Defalarca iki karikatürü yan yana koyup, inceledim. Konu ve kullanılan objeler aynı, kompozisyon farklı idi ve o karikatürü bir daha başka yerde yayımlatmadım.

Bir başka anım da; çok sevdiğim bir arkadaşımla, bir gazetenin yayın yönetmenine gittik. Çizdiğim karikatürlere tek tek baktı. Uzun yıllar ara verdiğimi ve tekrar çizmeye başladığımı söylediğimde “bu iş kuyudan kova ile su çekmeye benzer, ilk çıkan su biraz kirlidir ama suyu çekmeye devam ettikçe, suyun berraklaştığını sen de göreceksin, biz de göreceğiz.” demişti. Bu “çiz” demekti ve o akşam çizdiğim ilk karikatürü, bu güzel sözü karikatür çizim malzemeleri kullanarak yaptım. “Çini mürekkebi kutusunu kuyu, tarama ucunuise kova yapıp”, beni etkileyen o güzel sözleri çizgi ile anlattım. Yıllar sonra da aynı temayı, daha önce başka bir karikatürcünün çizmiş olduğunu görünce, anlık, kolay bulunan, bir anda akla gelen karikatürler çizmemeğe özen gösterdim. Yıllar öncesi söylediğim -o zaman ”etik” kelimesi henüz sözcük dağarcığımıza girmemiş, bu kadar yaygınlaşmamıştı ve yerine daha genel bir anlam içeren ahlak sözü veya ahlaksızlık ifadesi daha yaygın kullanılmaktaydı- “…onlar ahlaksız ise ben de mi ahlaksız olayım…" sözünü de bundan sonra ince eleyip, sık dokuduktan sonra söylemeye çalıştım.

Sanal ortamda yayımlanan, Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğüne girip, “etik” yazıp, arama tuşuna bastığımızda karşımıza; “1. töre bilimi, 2. ahlak, 3. ahlaki, ahlakla ilgili” ifadeleri geliyor. Bu sözcükleri sorgulayınca da, “Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları” açıklaması bulunuyor. Burada söze özellikle, sanal ortam diye başladım. Çünkü, internet kullanımı artıkça bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı. O yüzden, yaşadığımız çağa bilim çağı denilmektedir. Bilgiye bu kadar çabuk ulaşmak, bir takım yanlış uygulamaları da beraberinde getirdi. Birilerinin çalışıp, didinip öğrendiği, üzerine kendi bilgi ve deneyimini ekleyerek yarattığı bir yazıyı, bilgiyi, kendi yazısı üzerine bir şey katmadan, yeni bir görüş, eklenti yapmadan ve kimin bilgisi/eseri olduğunu belirtmeden, internetten bul, kopyala, yazdığın yazıya yapıştır, ekle kendi düşüncen olsun (!), kolaycılığı arttı.Kopyala, kes, yapıştır bilgisayarın en çok kullanılan eylemleri haline geldi.

galata köprüsü ve tarih

Hiç kabul edemediğim başka bir durum ise, bir yazarın ya da şairin eserini alıp, kimin eseri olduğunu belirtmeden başkaları ile paylaşmak. Evet; paylaşmak güzeldir, hele paylaşılan iyi ve güzel bir şey ise, o iyilik ve güzellik paylaştıkça çoğalır. Ama, unutmamamız gereken diğer şey ise, emeğe saygı gösterilmesi gerekliliğidir. Hele kopya edilen bilgiden, eserden para, unvan, şan, şeref sağlamaya çalışmak, düpedüz hırsızlıktır. Kabul edilecek bir tarafı yoktur. Yine, etik tanımından hareketle; “toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları” ifadesine dönecek olursak; toplum içindeki davranışlar değiştikçe veya bozuldukça toplum, kendi kurallarını geliştirmeye başlar. 20 yıl evvel işe giren hiç kimse işe girerken, iş akdi yanında etik ilkeler sözleşmesi imzalamazdı. Şimdi birçok meslek örgütü ve şirket çalışanlarına veya üyelerine “etik ilkeler sözleşmesi” imzalatmak durumunda kalmış, kendilerini bu yanlış uygulamalardan korumak zorunda veya yanlışın yayılmasını önlemeye çalışmak durumunda kalmıştır. Bazı meslek örgütleri ise bu etik ilkelere aykırı davrananları uyarmaya hatta yanlışlıklarında ısrar edenleri meslekten men etmeye başladıklarını görüyoruz.

duvar

Sanat ve edebiyat dünyasında bulunanlar, etik olmayan davranışlar hususunda en hassas olunması gereken konumdadır. Ama ne yazık ki, sanatçı demeye dilimin varmadığı birçok kimse, sanat adına, sanatsızlık örneği vermektedir. Yazımın ilk paragrafının sonunda; bu tip hükümlere, "ince eleyip, sık dokumadan" birkaç kere yutkunmadan söylemeye çalışsam da maalesef değişik şekillerde sıkça karşılaşmaktayım.

Sanatçının, her olaya karşı saygın bir duruş göstermesi gerekmektedir. Bu, sanatçı olmanın ön koşuludur. Burada örnekleri artırmak, çeşitlendirmek kolaydır. Konumuz sanat, edebiyat ve sanal alem olunca, “Sanal alem ahlakımızı bozmasın” diyorum. Amaç ne olursa olsun, sanatçı duruşunu yaşantımızın her alanında uygulayalım. Bu davranış biçimini göstermeyenlere veya bu davranış biçiminde ısrar edenlere ise Ziya Paşa’nın bir deyişini hatırlatmak istiyorum: “Nush (nasihat) ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” Sanat ve edebiyatta etik ilkelere uymayanların sonu; çekirge gibi bir sıçrayacaklar, iki sıçrayacaklar, çok mesafe kat ettiklerini sanırken, yakalanacaklar ve hiç kuşkusuz ki amaçladıkları hedefe bir türlü ulaşamayacaklardır. Çok kısa bir zaman sonra bu davranış bozukluklarını tekrarlayanlar, teşhir edilecekler veya meslekten uzaklaşmak durumunda kalacaklardır.

.................... OSMAN YAVUZ İNAL

Photobucket

22 Nisan 2009 Çarşamba

*İMECEMİZAH ekibinde yer almak ve ürünlerini "aracı" kullanmadan -bizzat- siteye kaydetmek isteyen sanatgönüllüsü dostlarımızın gözden geçirmeleri / ricamızdır.
Photobucket
Cihan Demirci,
"MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" söyleşisiyle
24 Nisan Cuma günü 14. İzmir Kitap Fuarında... Mizah yazarı ve karikatürist Cihan Demirci, söyleşi ve imza günleriyle 14 yıldır düzenli katıldığı İzmir Tüyap Kitap fuarına bu yıl da katılıyor...
Uzun yıllardır mizah tarihimiz üzerine araştırmalar da yapan Cihan Demirci, 24 NİSAN 2009 CUMA günü kitap fuarında, 2 nolu konferans salonunda, saat: 18.00-19.30 arasında "MİZAH DERGİCİLİĞİMİZ 140 YAŞINDA" başlıklı görsel sunumlu söyleşisini gerçekleştirecek. Cihan Demirci, bu görsel sunumlu söyleşide izleyenleri 1869'dan 2009'a dek süren, 140 yıllık ilginç bir tarih yolculuğuna çıkaracak.
Cihan Demirci, 25 Nisan Cumartesi ve 26 Nisan Pazar günü de kitap fuarında ERCAN YAYINCILIK standında (2. SALON-708-D nolu stand) kitaplarını imzalayacak... (Saat:14-16 arası...)
HABER:Photobucket kültür haber
kulturelhaberler@gmail.com

21 Nisan 2009 Salı

TURİST TAVUK MU KAZ MI?

Turist altın yumurta yumurtlayan tavukmuş ama biz sanırız onu kaz, yolmak isteriz biraz. Dinlemeyiz ne itiraz ne ikaz, atarız kazıkları. Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis tereyağlı(!) yemekler pişiririz, zorla yediririz. Üstüne de sunarız ekşimiş ayran, kurtlu kiraz. Çalar teneke orkestra, söyler kurbağa solist; deriz buna caz!
Çok severiz biz turistleri, bağrımıza basmak isteriz karısını kızını. Turizm gönüllüsü delikanlı alamaz hızını, biriyle dans ederken öbürünün avuçlar kalçasını. Plajda da yalnız bırakmaz, iyice yanına sokulur, onu kem gözlerden korur! Bu ekstra hizmetlerden asla para almaz, turist memnun oluncaya dek onu başka bir yere salmaz.
Tam turist mevsiminde belediye aşka gelir; yollar kazılır, turistik faaliyetlerle gözler boyanır. Tam sekiz ay yatılır, yumurta kapıya gelince ancak o zaman uyanılır...
Sen istediğin kadar bağır, istediğin kadar yaz; bizde böyledir turizm.
Ne söylesek boş; turizm mevsimi başladı, koş vatandaş koş! Atılan nutuklarla sen de coş, turistlerin gönüllerini ediver hoş. İlginle, sevginle olsunlar sarhoş...
Turist tavuk değil kaz. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!
ERHAN TIĞLI
erhantigli@mynet.com
*******************

19 Nisan 2009 Pazar

Tekin Aral, 'Karikatürü kurallara bağlamak saçma bir iştir'

*İnsanlara, olaylara mizahi mi bakıp mizah yapıyorsunuz?
->Mizahın haince planlanıp kuyumcu terazisiyle ölçerek yapılması gerektiğine inanıyorum. Alışverişte karşılaştığım insanlar, ensesine bir tokat atıp komik şeyler söylememi bekliyor. Mizahçılar pek öyle kah kah, kih kih insanlar değildir. Futbolcu da sokakta yürürken her gördüğü konserve kutusuna tekme atmaz. Ama keyifli yönlerimiz vardır; hatta benim bile!
*Kader mi getirdi yoksa çocukken mi karikatüre başladınız?
->Bu işe çok bilinçli başlamadım. Bir baltaya sap olmak için başladım. Durduk oturduk yerde insanın içinde mizah duygusu olması , çok kolay değil. 15 yaşındaydım, iyi resim yapıyordum. Oraya buraya gönderiyordum. Böyle başladım. İlki Dolmuş dergisinde yayımlandı. O zamanlar bu işin çok ustaları vardı. Alan dardı. Mizah için liseden sonra okumadım. Sonra gazetelerde çalışmaya başladım. Ressamlık yaptım. Uzun yıllar çizgi film çalışmalarında bulundum. Birden kendimi o zamanın Günaydın'ının birinci sayfasında dokuz sütun karikatürler çizerken buldum. Derken 1974'te Gırgır, 1976'da da Fırt'ı çıkardık.
*Masanızda her şey çok düzenli, dahası paralel duruyor, bir simetri tutkunuz mu var?
->Yok öyle şey. O bizim Müjdat Gezen'de vardır. Mizahçılar dağınık tanınırlar ama ben düzenliyimdir. Yatılı okulun verdiği alışkanlıktan da geliyor. Ya da çocukluğumda, gençliğimdeki, kötü koşulların etkisi... Çok yoksul günler yaşadım. Babıali'de otellerde, dört kişilik odalarda yatardım. Üsküdar'dan her gün Babıali'ye gitmek, elinde karikatür kapı kapı dolaşmak mümkün değildi. Kapılarda yatmak gerekiyordu. 40 karikatüründen birini beğenecekler de 10 lira verecekler... Parasızlıktan, aldığım barbunya konservelerini yiyip içine sinek atar, konserveyi iade ederdim. Tabii parayı geri alıp ertesi gün yine konserve almak için. Babıali'deki bütün bakkallar beni tanırdı. Artık Beyazıt bakkallarına gider olmuştum.


*Şimdiki mizahçılar daha şanslı. Başta çileyi siz çektiğiniz için mi?
->Biz çektik diyemem. Herkes, hepimiz çektik. Ama işimden iyi paralar kazandım. Birlikte çalıştığım arkadaşlarım da kazandılar. Aslında çok daha fazlasını da kazanmalıydık.
*Mizahçı ruhunuza Hürriyet Medya Towers iyi geliyor mu?
->Asansörde gençlerle karşılaşıyorum. Hepsi blue jean'li. Gazetede izin verseler blue jean satarım, ne çok para kazanırım. Gazetenin korumaları çok hoş, çok sıcak. Gazetecinin korumalardan dayak yemediği tek yer bizim gazete. Özellikle bir sanatçı için çalışması, üretmesi kolay yer değil. Mutlaka teknolojik her şey düşünülmüş. Ama birbirimizle asansörde tanışıyoruz. Bina çok büyük. Bazen sokakta kaçtığımız alacaklılarla, ev sahipleriyle gazetede karşılaşıyorsunuz. Adam ilan vermeye gelmiş! Ben bir gazetede çalışırken pencereden girip çıkardık. Kapısına giden yol çok uzun ve karanlık olduğu için. Hürriyet'te pencere de yok!

*Müthiş bir mizah kaynağı gördüğünüz politikacı, şarkıcı var mı?
->Kesinlikle, hepsi oluyor. O kadar çok var ki. Ama isim verirsem özel bir dikkat gösterdiğimi düşünürler. Ama televizyonların çoğu lahmacun kokuyor. Artık daha iyi koksun diye ekranda da lahmacun yapmaya başladılar. Televizyon eleştirileri yapmaya başladım bu nedenle. Yıllarca iktidarları eleştirdim, şu anda da televizyonları eleştiriyorum. Çünkü şu an iktidarda olan, televizyonlar... Hepimizi televizyonlar idare ediyor. İstedikleri an hiç olmayacak birini tepeye oturtup, en tepedekini aşağı indirebiliyorlar. Futbolcuları bile televizyon idare ediyor. Yedi yaşındaki çocuğa Einstein muamelesi yapıyorlar.
* Karikatürlerde neden zenginler şişman ve purolu çizilir?
->Belli simgeler vardır. Bizde zenginler hep şişman, göbekli, purolu çizilir. Hiç şişman zengin gördünüz mü? Kilo vermek için sağlık salonlarına giderler. Diyetler yaparlar. Papyonlu politikacılar çizdik hep. Cumhuriyet bayramında bile takmıyor adamlar. Hatta biri kravatı beline bağlamıştı.

*Konuşma balonları çizgiyi anlamazlar diye mi?
->Karikatür yazılı da olur, yazısız da. Çok isterseniz çizgisiz de olur. Karikatürü zincirlerle kurallara bağlamak, hem de günümüzde saçma sapan bir iştir. Karikatürü yazılı, yazısız, noktalı, virgüllü, beyazpeynirli, kıymalı diye ayırmaya, evcilleştirmeye kalkmak niye ki? Bizde en bi yazısız karikatür savunucuları, aynı zamanda dünyanın gene en bi yazılı karikatürlerini yapan büyük ustalar Wolinski'lere, Reiser'lere tapınmaktan da geri durmazlar. Boşverin.!. Herkes dilediği gibi çizer. Beğenen beğenir, beğenmeyen de küçük kızını vermez!..
*İyi ki mizahçı olmuşum. Bir daha doğsam yine olurum der misiniz?
->Mizahçı filan olmazdım. Ne güzel adam gibi işler var. 10 dakikada milyarlar kazanılıyor. Böyle stressiz, kendime rahat zaman ayıracağım, az çalışarak çok para kazanacağım işler bulurdum.

Gülden Aydın
Hürriyet, 3 Ağustos 1997
arşiv­­­: MİZAH VE ŞİİR

Photobucket

16 Nisan 2009 Perşembe

15. uluslararası Ankara karikatür festivali yarın (17.o4.2oo8) başlıyor..

15. Uluslararası Ankara Karikatür Festivali
17-20 NİSAN 2009
program
17 nisan Cuma
11.00

karikatür vakfı galerisi/ kumrular caddesi 26/A
FESTİVAL AÇILIŞ TÖRENİ
7-77 ULUSLARARASI KARİKATÜR YARIŞMASI SERGİSİ
7-17 ULUSAL KARİKATÜR YARIŞMASI SERGİSİ
15.00
kültür ve turizm bakanlığı resim heykel müzesi
MOR THI-WA WAT (TAYLAND)
BEIJİNG TASARIM MERKEZİ ÇOCUK KARİKATÜRCÜLERİ SERGİSİ
(ÇİN HALK CUMHURİYETİ)
18.00
başbakanlık basın yayın ve enformasyon genel müdürlüğü galerisi
balgat ceyhun atuf kansu caddesi 177
MIROSLAV BARTAK (ÇEK CUMHURİYETİ)
VLADIMIR JIRANEK (ÇEK CUMHURİYETİ)
RENE BOUSCHET (FRANSA)

18 nisan Cumartesi
14.00

türk ingiliz derneği / kavaklıdere bestekar sokak 32
ÇİZGİ FİLM GÖSTERİMİ
15.30
HİTİTLER BURADAYDI
(ÇORUM- BAHÇELİEVLER İLK ÖĞRETİM OKULU TEBEŞİR GRUBU)
17.00
umag galerisi / paris caddesi 14
MEHMET ALTUĞ (ÇOCUKLAR İÇİN)

19 nisan Pazar
14.00
karikatür vakfı galerisi/kumrular caddesi 26/A
KÜRESEL ISINMA KONULU
7-17 YAŞ ÇOCUKLARA ÖDÜLLÜ WORK-SHOP
NEZIH DANYAL
KARIKATUR VAKFI

PK: 364 YENISEHIR/ANKARA
http://karikaturvakfi.com

15 Nisan 2009 Çarşamba

SİZİN DE BİR BEYAZ ATINIZ OLSA...

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok yoksulmuş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama; Yaşlı Adam, atını satmaya yanaşmamış.
"Bu at, bir at değil benim için, bir dost... İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep.
*
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.
Köylü, ihtiyarın başına toplanmış:
"Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın..." demişler...
İhtiyar;
"Karar vermek için acele etmeyin!" demiş. "Sadece at kayıp, deyin!. Çünkü gerçek bu... Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar, atımın kaybolması... Bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç... Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."
Köylüler, ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...
Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. "Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç... Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"
Köylüler bu kez açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden;
"Bu herif sahiden gerzek." diye geçirmişler...
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara;
"Bir kez daha haklı çıktın." demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.!. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın." demişler.
İhtiyar;
"Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz." diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı, gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar; ama acaba ne kadar doğru.?. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına olanak yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..."
"Siz erken karar vermeye devam edin." demiş İhtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Lakin bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu yaşam gösterecektir.”
Lao Tzu, öyküsünü şu öğütle tamamlamış:
"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna karşın akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." *o6.1o.2oo7*

BAKIŞLAR NELER SÖYLER?

Bakış...
Gönülden gönüle akış
Bakış...
Güzelliğe alkış
Bakış...
Eder sözlerle yarış
Bakış...
Aradaki buzları eritmek için ateş yakış
Bakış...
Limandan kalkış, enginlere dalış
Bakış...
Yerine göre bahar ya da kara kış
Bakış...
Yakaya karanfil, gül takış
Bakış...
İlişkilere çivi çakış
Bakış...
Dostlarla barış, düşmanlara taş atış!

............................ Erhan Tığlı

Dünya Karikatürü Anketi...
“Don Quichotte” Web sitesi, karikatür bağlamında hazırlanmış 5 anket sorusuyla; karikatürcülerin -konuya ilişkin- görüş, düşünce ve katkılarını beklemektedir.
*Söz konusu anketle ilgili ayrıntılar aşağıdadır:
*

Değerli Karikatürcüler…

Dünya karikatürünün bir tıkanma süreci yaşadığı düşüncesindeyiz. Özellikle “konulu” karikatür yarışmalarında aynı esprilerden çokca görmekteyiz. Bunun yanı sıra değişik yarışmalarda ödül alan karikatürler arasında da son dönemlerde oldukça benzerlikler görmekteyiz. Karikatürün etik değerinden biraz uzaklaştığı endişesini son dönemlerde sıkça yaşıyoruz. Tüm bu kaygıları içeren ve önemli konulara değinen birkaç soru hazırladık sizler için. Bu soruların kısa yanıtlarını vermenizle belki de karikatürün önündeki sorunları çözebilir veya bu yolda adımlar atabiliriz. Ne dersiniz?

1) Dünya karikatüründe, özellikle “espri-tema” konusunda bir tıkanma söz konusu. Konu üzerinde fazla araştırma yapmadan ilk akla gelen espriyi kağıda döküyoruz. Bunun sonucunda da birbirinin benzeri karikatürler türüyor. Sizce, bu sorunu çözmemiz için ne yapmalıyız?
2) Bizce “Benzer” karikatürlerin sıkça ortaya çıkmasının en büyük sorumlularından biri de yarışma jurileri. Özellikle internet ortamını kullanmayan karikatürcülerin oluşturduğu jurilerin belirlediği sonuçlarda “benzer” karikatürlere sıkça rastlıyoruz.
“Benzer” karikatürlerin önlenmesi için bizim bir önerimiz var. Yarışmayı düzenleyen kurumların internet sitelerinde gelen karikatürler bir sanal galeride yarışma süresince yayınlanmalı. Böylelikle finale kalan karikatürlerin ödüllendirilmesi daha sağlıklı olur. “Don Quichotte” yarışmalarında da bu yöntemi uyguluyoruz zaten. Sizin farklı bir öneriniz var mı?
3) “Çizgide Sansür” konusunda ne düşünüyorsunuz. Karikatürde bir kısıtlama olmalı mı? Olmalıysa bunun sınırı ne olmalı?
4) Yine son dönemlerde karikatürün salt çizgiyle anlatımının yerini, plastik kaygının ağır bastığı “illüstrasyon”a yakın bir tekniğin aldığını görüyoruz. Bu doğrultuda üreten ve oldukça başarılı olan karikatürcülerin olduğu bir gerçek. Ancak kaygımız, öncelikli olması gereken “espri”nin ikinci planda kalması. Bilindiği gibi, karikatürün açılımı “az ve öz çizgiyle” ifade etmektir. Sizce de öyle mi?
5) Dünya karikatürcülerinin örgütlü ve karikatüre karşı açılan davalarda bir bütün halinde hareket edebilmesi için ne gibi bir yapılanmaya gereksinim vardır? Uluslar arası platformda daha güçlü bir karikatürcü dayanışması için önereceğiniz alternatif düşüncelerinize ihtiyacımız var.

Değerli karikatürcüler,
yukarıdaki beş soruya verdiğiniz yanıtlarla, dünya karikatürünün olası sorunlarını çözmemize az da olsa katkıda bulunabilirsiniz. Şimdiden değerli zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.

*yanıtlarınız için iletişim adresi: donquichotte@kdonquichotte.at

Photobucket

Dear cartoonists,

We think that World Cartoon is not developing well. In particular, on the cartoon contests ''with a subject'' it is possible to come cross a lot of cartoons with a idea similar each other. Beside that lately the different cartoon contests have launched awards for similar works. We are facing frequently in anxiety that we consider less ethical values of doing cartoon. We have prepared some questions focussing all these concerns and aiming some important issues addressed to you. If you would be kind to write down some short answers to these questions we may do something to establish and to solve some problems we have today and even perhaps we could move further. So, What do you think about these questions?

1) World Cartoon, especially when we are thinking on "subject with humor," have a stoppage. Almost without any researches we are working on a very first idea that comes to our mind. The result of this ends with similar cartoons. Do you think, we need to solve this problem? What can be done?

2) According to us, one of the biggest responsible of frequently appearance of ''similar'' cartoons is jurors of the contests. In particular the jurors who do not use the Internet as a medium votes for similar cartoons. We have a suggestion to prevent similarities on cartoons: Just to exhibit all submissions posted for contest in a digital gallery on the web site of the arrangers. This can maintain a healthy result for the final cartoons. ''Don Quichotte'' has already lunched this method for a while ago. Do you have any different suggestions about this?

3) What is your opinion on ''Censorship in Cartoon?'' Should a cartoon be restrictions on it? If yes, what is the borders of this?

4) Also at recent periods we find more technically perfect cartoons, almost close to ''illustration'' in definition and it seems they concern more plastic art which replace the traditionally cartooning with simple lines. It is a reality that there exists cartoonists/artists who produce on this track and who be very successful too. Our concern is mostly on that the priority of humor -the gag or the idea
if you wish- stays in background. As it is known, the cartoon in definition is an expression with ''least and original'' lines. Do you think so you too?

5) What kind of structures the cartoonists need to act in solidarity, organized as a whole against lawsuits? We need your alternative suggestions in order to create more strong cartoon unity, shoulder to shoulder, which will work internationally. Do you have any suggestions?

Dear Cartoonists,

As we mentioned, your responses to these questions can contribute to solve possible problems of World Cartoon. Beforehand we appreciate and thank for sharing your time for this poll.

for answers: donquichotte@kdonquichotte.at

Photobucket

12 Nisan 2009 Pazar

KİTAP FUARINDAYIZ
............................................. *haber: mustafa yıldız
Son yıllarda fırtına gibi esen Saat Kulesi Karikatürcüler Grubu 4. yılına İzmir TÜYAP da giriyor. Gelenekselleşen karikatür sergileri, daha sonra ülkemizin birçok yerini dolaşıyor. Geçen yıl açtıkları “Nasrettin Hoca 800 Yaşında” sergisi 37 İl ve İlçeye ulaştı.
14. İzmir Kitap Fuarında açılacak serginin konusu; “Hepimiz Eflatunuz”. Geçen yıl yitirdiğimiz Eflatun Nuri Erkoç’u anmak ve yaşatmak için başlattığımız ilk adım olacak. Söyleşi ve panellerle sürecek etkinliklerimiz 18- 26 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek. Standımızda imza günleri, son yarışmalarımızın duyuruları, genç çizerlerin uğrak yeri olacak. Homur ve Şarlo dergilerinin yanı sıra mizah sayfalarımızın olduğu gazetelerde yerini alacak. Saat Kulesi Dergisi son sayısını Eflatun Nuri’ye ayırdı. Fuar süresince binlerce mizah severe dağıtılacak. Portre karikatürler çizilecek. “Kütüphane ve Kitap” sergimiz ise TGV standında olacak. Eflatun Nuri ve Öğrencileri sergisi 30 karikatürden oluşuyor. Sergiye katılan çizerler:
Eflatun Nuri
Cemal İlkbahar, Halil İ. Yıldırım, Lütfü Çakın, Mete Erden, Mustafa Bora, Mustafa Yıldız, Ömer Çam, Sadık Pala , Sezer Dönmez, Tufan Selçuk, Turan İyigün, Yusuf Akıncı, Zafer Güven SÖYLEŞİ PROGRAMI:
Tarih: 21 Nisan 2009 Salı
Saat: 17.45- 18.45
Yer: Konferans Salonu 1
Söyleşi: “İzmir’de Dergiler ve Dergicilik Sorunları”
Konuşmacılar: Bedri Karayağmurlar, Savaş Ünlü, Mustafa Yıldız
Düzenleyen: Yurtta Uyanış Dergisi
Tarih: 25 Nisan 2009 Cumartesi
Saat: 18.30- 19.30
Yer: Konferans Salonu 2
Panel:”Eflatun Nuri ile birlikteyiz”
Konuşmacılar: Yaşar Aksoy, Mustafa Yıldız, Zafer Güven, Hakan Boyav, Sadık Pala, Mümin Durmaz, Savaş Ünlü.
Düzenleyen: Uluslar arası İzmir Araştırma Merkezi.
KARİKATÜR VAKFI’NIN DÜZENLEDİĞİ
7-17 KARİKATÜR YARIŞMASINI ZEYNEP MERCAN
7-77 ULUSLARARASI KARİKATÜR YARIŞMASINI MEHMET ALTUĞ KAZANDI
Karikatür Vakfı tarafından düzenlenen 15.Uluslararasi Ankara Karikatür Festivali 7-17 yaş grubu çocuklar için yapılmaktadır. Yerli ve yabancı karikatür ustalarının katkılarıyla 14 yıldır süregelen festivalin amacı yerli, yabancı karikatürcüleri çocuklarla kaynaştırmak, onların çocuklar için çizdikleri karikatürleri ve çocukların çizdikleri karikatürleri festival sırasında birarada sergilemektir.
Festival kapsamında yer alan Uluslararası 7-77 Karikatür Yarışması yarının büyükleri çocuklara karikatürü sevdirmek, mizah duyarlılığının gelişimine katkıda bulunmak, onların dünyalarını karikatürlerle zenginleştirmek amacıyla düzenlendi ve yarışmaya 67 ülkenin karikatür ustaları çocuklar için toplam 908 karikatür çizip gönderdiler.
Karikatüristler Tan Oral, Willem Racing (Hollanda), Prof. Atila Özer, İzel Rozental, Ercan Akyol, Kamil Masaracı, Prof. Dr. Efser Kerimoğlu (Psikiyatrist) ve Nezih Danyal'dan oluşan yarışma jürisi Mehmet Altuğ'un (Samsun) karikatürünü 2000$'lık '7-77 Ödülü'ne uygun buldu.
Yine festival kapsamında yer alan çocuklar arasındaki kardeşlik, sevgi, dostluk bağlarını geliştirmek ve onları barışçıl bir geleceğe hazırlamak amacıyla düzenlenen '23 NİSAN 80 YAŞINDA' konulu Ulusal 7-17 Karikatür Yarışması'na ülkemizin çeşitli kentlerinden çocuklar toplam 989 karikatur çizip gönderdiler.
Karikatüristler Tan Oral, Prof. Atila Özer, İzel Rozental, Ercan Akyol, Kamil Masaracı, Prof. Dr. Efser Kerimoğlu (Psikiyatrist), Mert Gürkan ve Hülya Danyal'dan oluşan yarışma jürisi Zeynep Mercan'ın (İstanbul) karikatürünü 1.000 TL'lik 7-17 Ödülü'ne uygun buldu.
Karikatürcüler ödüllerini 17 Nisan Cuma günü Saat: 11.00 de Kumrular caddesi 26/A adresindeki Karikatür Vakfı Gelerisi’nde yapılacak 15.Uluslararasi Ankara Karikatür Festivali açılış töreninde alacaklar.

10 Nisan 2009 Cuma

BAHARDIR YAŞAMAK


BAHARDIR YAŞAMAK
DOĞANIN KOYNUNDA

Gönlümüze yıldız yağdıran çiçekler
Gelin olmuşlar kırda bayırda allı pullu
Gökyüzünün çiçeği yıldızlar da
Kelebektir yakamoz denizinde
Yaşamak çok güzeldir Boğaziçi’nde.
***
Kucaklıyor sevgiyle yüreğimizi bahar yeli
Öykü serpiyor şiir ekiyor güzel eli
Kaplıyor benliğimizi bir duygu seli
Yeşille mavi öpüşüyor enginde
Yaşamak çok güzeldir Boğaziçi’nde.

.................................. ERHAN TIĞLI
************

08 Nisan 2009 Çarşamba

YARININ KARİKATÜRCÜLERİ Karikatürcüler Derneği Trabzon Temsilciliği, İlköğretim Okulu öğrencilerine yönelik “yarının karikatürcülerini arıyoruz” projesi kapsamında başlattığı teorik ve pratik karikatür çalışmaları eğitimine Cudibey İlköğretim okulu ile devam etti. 30 Mart 5 Nisan 2009 tarihleri arasında kutlanan “Kütüphaneler Haftası” nedeniyle, Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve İl Halk Kütüphanesi Müdürlüğünce hazırlanan ve Trabzon Valiliğince uygulamaya konulan kutlama programında Karikatürcüler Derneği Trabzon Temsilciliği de yer aldı. Karikatürcüler Derneği Trabzon Temsilciliğinin başlattığı “Yarının karikatürcülerini arıyoruz” projesi kapsamında sürdürülen çalışmalara bu defa Cudibey İlköğretim okulundan karikatür sanatına ilgili öğrenciler katıldı. Karikatürcüler Derneği Trabzon Temsilciliği adına programı gerçekleştiren karikatür sanatçısı Adnan Taç, İl Halk Kütüphanesi salonunda 2-3 Nisan tarihlerinde yapılan çalışmada ilk gün karikatür sanatının ne olduğunu, nasıl yapıldığını ve Türk karikatür sanatının tarihsel sürecini görsel sunumlarla anlattı. İkinci gün gerçekleştirilen atölye çalışmasında karikatür çizimi yapıldı. Kütüphane haftası olması nedeniyle konusu “kitap ve kütüphane” olan karikatürler çizildi. Cudibey İlköğretim Okulundan karikatür sanatına ilgili değişik sınıflardan 35 öğrencinin katıldığı atölye çalışması heyecanlı geçti. Çizdikleri karikatürlerle birbirleriyle yarışan çocuklar yarının karikatürcüleri olarak farklı bakış açıları yakaladılar. Photobucket

İZMİR’DEATÜRLÜ HABERLER! LÜTFÜ ÇAKIN’DAN YENİ KİTAP
Karikatürcü dostumuz Lütfü Çakın’ın 3. kitabı Etki yayınevinden çıktı. “Karikatürcüler” ismini verdiği kitapta, geçmişten günümüze karikatür emekçileri bulunuyor. 280 sayfadan oluşan kitap, ilk 20 sayfasını Türkçe ve İngilizce önsöze ayırmış. 255 karikatürcü portresinin yer aldığı kitap, İzmir TÜYAP Kitap Fuarında okuyucularıyla buluşacak.

DURMAK YOK!
İzmir’de başlattığımız okul-karikatürcü buluşmasının son durağı TED koleji oldu. İzmir’in şirin ilçesi Aliağa’daki TED koleji İ.Ö.O öğrencileri Mustafa Yıldız ile birlikte karikatür sevgisini paylaştılar. Her gittiğimiz okulda, öğrencilerin ilgi ve heyecanını görmek kadar güzel bir şey yok!
Sanat, mizah, karikatürden bağları koparılmış çocuk ve gençlerle buluşmaya devam edeceğiz.

MURTEZA ALBAYRAK SERGİSİ
17. kişisel sergisini Balçova Belediyesi Kültür Evi’nde açan Murteza Albayrak arkadaşımızı kutluyoruz. Kalabalık sanatsever ve çizer dostların katıldığı sergi açılışını Balçova Belediyesi Kültür Müdürü Şair Tuğrul Keskin yaptı.”Greenliler Grafikatür “ Sergisi 18 Nisan’a kadar açık kalacak. /*haber-mustafa yıldız

Photobucket

03 Nisan 2009 Cuma

BAHARLA GELEN GÜZELLİK

Bir canlılık gelir doğaya baharla
Çiçekler gelin olur
Düğün yapar arılarla
Bayramı kutlar kelebekler
Köylü dayı güreş tutar tarlalarla
Kuşlar öpüşür meyvelerle
Saklambaç oynar böcekler
Toprak harekete geçer karıncalarla
Yaşamak şiire dönüşür
Rüzgâr tokalaşır dallarla
Sarılar yeşillerle oynaşır
Dans eder maviler allarla
Doğanın neşesi bahar
Bahar hayat bulur çocuklarla.
..................................... ERHAN TIĞLI

02 Nisan 2009 Perşembe

KADINLARI MUTLU ETME SIRLARI
.......................Mehmet ZEBER
01. Saçlarını okşa, .......... 02. Yücelt, ..........03. Şımart,
04. Gözlerinin içine bak, .......... 05. Geleceğe ait planlar yap, ..........06. Dil dök,
07. Yalvar, ..........08. Destek ol, ..........09. Yemeğe götür,
10. Alışverişe götür, ..........11. Tekneye bindir, ..........12. Güldür
13. Zeka oyunları yap, ..........14. Müzik dinlet, ..........15. Teşvik et,
16. Teskin et, ..........17. Affet, ..........18. Hayran kal,
19. Banyosunu hazırla, ..........20. Güven ver, ..........21. Kapıyı tut,
22. Asansörde kat düğmesine bas, ........23. Arabasının kapısını aç, ........24. Isıt,
25. Sarıl, ..........26. Öp, ..........27. Ona hasta ol,
28. Kulağına fısılda, ..........29. Ayaklarına masaj yap, ..........30. Konsere götür
31. Onu her yerde ve her zaman bekle, ..........32. Tanrıçan yap,
33. Onunla birlikte rejim yap, ..........34. Onunla birlikte spor yap,
35. O uyumadan uyuma, ..........36. O uyanmadan uyanma,
(...)
1000. Ne istediğini önceden anla, ......1001. Günde yedi kez özür dile,
1002. Sürekli onu dinle, ......1003. Yorganı çekince ses etme
1004. Yorganı titretme,
(...)
6789. Spor araba al, ......6790. Saat al, ......6791. Yüzük al,
6792. Küpe al, ......6793. Traş ol, ......6794. Saç seklini değiştir,
6795. Kareli gömlek giy, ......6796. Yemin et,
6797. Dayan, ......6798. Katlan. (...)
.
ERKEKLERİ
MUTLU ETME
SIRLARI

01
. Karnını doyur.
02. Televizyonun kumandasını ver.
03. Önünden çekil...



/*............... ileti-31 Mart 2009
*
KRİZ
Bir şirket geniş ve boş bir arazisine geceleri göz kulak olacak bir bekçi işe almaya karar verir.
Bir süre sonra düşünülür ; ‘’Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak’’
Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere iki kişi işe alınır.
Bir süre sonra ‘’İşleri yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz’’ diye düşünülerek iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar.
Bir süre sonra ‘’ Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek ‘’ diye tartışılır ve bir muhasebeci şefi, bir kâtip, bir de istatikçi işe alınır.
Bir süre sonra ; ‘’Peki bunlardan kim sorumlu olacak.’’ Diye düşünülür ve bir müdür ve iki de müdür yardımcısı işe alınır.
Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır...
/*............... ileti-25 Mart 2009

31 Mart 2009 Salı

KARİKATÜRCÜ BELEDİYE BAŞKANI & ENGELSİZ KARİKATÜR SERGİSİ

Denizli İli Kızılcabölük Beldesi Belediye Başkanlığına karikatürcü dostumuz Abdülkadir Uslu seçildi. 1985 yılında çıkardığı "Tebessüm" dergisiyle, ne kadar çok karikatür sevdalısı olduğunu kanıtlayan Uslu, aynı yıllarda "Gıcık" dergisinde İzmirli çizerlerle birlikteydi. Geçen aylarda Adana "Çiçeği Burnunda Karikatürcüler" buluşmasında karikatürcü dostlarıyla... (ön sıra ortada)
Arkadaşımıza başarılar diliyoruz.
haber:Mustafa Yıldız
ENGELSİZ KARİKATÜR SERGİSİ AÇILDI!
SERGİ HABER VE FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ:!.
Photobucket

29 Mart 2009 Pazar

30 Mart-5 Nisan Kütüphaneler Haftası Kitaplı Olsun!


KİTAP OKUMAK
Kitap okumak: İyiliğe, güzelliğe uzanan, içinde binbir renk ve desen bulunan bir halı dokumak.
Kitap okumak: Kardan, kıştan kurtulmak, bahar olmak, çiçek açmak, arıya dönüşerek; çiçeklerden bal yapacak malzeme taşımak
Kitap okumak: Sanat, bilim deryasına dalmak, yılana, yalana sarılmadan yaşamak.
Kitap okumak: Düşünce ve duygularına yeni ufuklar açmak, mutluluğun gökyüzünde güvercin uçurmak.
Kitap okumak: Özlemlerine, umutlarına kanat takmak, erdem ve özveriyle tanışmak.
Kitap okumak: Yazarlardan aldığı güçle bilgisizliğin, bilinçsizliğin karanlığını delmek, acılarını unutup gülmek, aydınlık sabahlara uyanmak; kötülere, çirkinlere meydan okumak.
Kitap okumak: Sevmenin, sevilmenin, insan olmanın değerini, önemini anlamak, uygarlaşmak, gelecek güzel günlere yelken açmak.

Erhan Tığlı
*********

21 Mart 2009 Cumartesi

SIFIR AİLESİ

Babanın tüm düşü
Bol sıfırlı bir hayattı.
İşe sıfırdan başladı
Şimdi “SOLDA SIFIR”

Oğlu,
İyi bir gözlemciydi.
Babasının hayatından
Ve hatalarından
Dersini aldı.
Sonuç
“SIFIRA SIFIR ELDE VAR SIFIR”

Kızı,
“Tayfanın akıllısı
Uzak durur
Geminin dümeninden” dedi.
Ve zengin bir züppeye gitti.
“ELDEKİ SIFIRI TÜKETTİ.

O.Yavuz İNAL
***********************************

ŞİİRSİN SEN ŞİİR KAL...


ŞİİRSİN SEN ŞİİRSİN

- İçimizdeki kiri pası arıtırsın.
- Karanlıkları kanatırsın.-

Sen gelince erir dağlarımızın karı
Yeşerir geldiğin yollardaki taş diken çalı.
Sen gidersen çekilir bayraklarımız yarı
Çoğalır benliğimizin uçurumu yarı
Konamaz çiçeklerimize bal yapan arı.
Seninle çoğalır doğamızın yeşili alı
Sensin ağacımızın çiçekli dalı
Sensin hep zarar eden gönlümün tek kârı
Ruhumuzun gülen ayvası ağlayan narı
Hiç ayrılma bizden ömrümüzün varı.

ERHAN TIĞLI
*********************************
Dünya şiir gününüz kutlu olsun, gönül bahçesindeki çiçeklerinizize şiir renkli kelebekler kuşlar konsun.
2009 PEN Şiir Ödülü’nü kazanan Kemal Özer’in
Dünya Şiir Günü Bildirisi:
YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!
Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk…
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda’nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse:
Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır. Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.
........................ Kemal Özer
*21 Mart 2009 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Glitter Graphics


20 Mart 2009 Cuma

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ KUTLANIYOR !

Dünya Şiir Günü, Edebiyatçılar Derneği ve Eylül Kültür Sanat Ortamı işbirliğiyle, 21 Mart 2009 Cumartesi günü, Eylül Kültür’ün, Konur 2 Sokak No: 35 /6 (Megapol Sineması yanı) adresinde düzenlenecek bir etkinlikle, 16.00 – 18.00 saatleri arasında kutlanacak.
Program:
• Kemal Özer’in 2009 Dünya Şiir Günü Bildirisi
• Şiirlerden bestelenmiş şarkılar
• Şiir dinletisi
Katılımcı şairler: Selma Ağabeyoğlu, Ali Rıza Kars, Osman Namdar, Altan Türel, Neşe Ersoy, Hasibe Ayten, A. Galip, Celal İnal, Sururi Baykal, Tümay Çobanoğlu, Aslı Gündoğar, Ahmet Antmen, Ekin Keçecioğlu, Gökhan Cengizhan, Ayşegül Tercan
Tarih: 21 Mart 2009 Cumartesi
Saat: 16.00 – 18.00
Yer: Eylül Kültür Sanat Ortamı, Konur 2 Sokak No: 35 / 6 Kızılay - Ankara (Megapol Sineması yanı)
***...... Etkinliğe giriş serbesttir.
Tel:-418 79 68 (Eylül Kültür)-* 434 46 65 (Dernek)

21 MART DÜNYA ŞİİR GÜNÜ (TARİHÇE)
Edebiyat, insanı ve dünyayı içerden kavrayıp anlatır, okurla “insan” olma temelinde buluşur, insan ve dünya hallerini aracısız paylaşır.
Edebiyat, işte bu nedenle, barış ve hoşgörü kültürünün yaygınlaşması ve derinleşmesi için en dolaysız bir anlatım biçimi olarak karşımıza çıkar.
Günümüzde, edebiyat eğitiminin sadece okullarda ve resmi ortamlarda değil, okul ve resmi ortamlar dışında da geliştirilip yaygınlaştırılması gerekliliği artarak hissedilmektedir. Edebiyat eğitiminin, edebiyatta yaratma özgürlüğünün, okuma-yazma alışkanlığının geliştirilmesi, okul ortamı dışında da sürdürülmesi gerekliliği, eğitimciler ve bilim insanlarınca kabul edilmiş bir gerçektir.
Dünya Şiir Günü, 1996’da Tarık Günersel ile Gülseli İnal’ın böyle bir gün olması önerisini benimseyen ve üyeleri arasında Prof. Talat Halman, Mehmet H. Doğan, Mazhar Candan, Şükran Kozalı ve Hakan İşcen’in olduğu “Şiir Uzayı Laboratuarı” tarafından 21 Nisan günü çeşitli dillerde şiirlerle kutlandı.
Dünya Şiir Günü projesi 1997 yılında Edinburg’da yapılan Uluslararası P.E.N. Merkezi Dünya Kongresi gündemine alındı. T. Günersel 1997’de İskoçya’daki Uluslararası Kongre’ye katıldı, Dünya Şiir Günü önerisini Delegeler Meclisinde sundu. Avustralya PEN Merkezi temsilcisi Judith Rodriguez tarafından ikinci imza ile desteklenen öneri coşkuyla benimsendi. Uluslararası P.E.N. benimsediği bu öneriyi UNESCO’ya götürdü. UNESCO 1999 yılında Paris’te gerçekleştirilen 30. oturumunda 21 Mart gününü DÜNYA ŞİİR GÜNÜ olarak ilan etti ve UNESCO Kültür Takvimine aldı. Daha sonra da tüm ülkeleri her yıl 21 Mart gününde şiir gününü dünya çapında şiir etkinlikleriyle kutlamaya davet etti. Böylece Dünya Şiir Günü’nün dünya çapında kutlanmasında Türk edebiyatçıları belirleyici rol oynamış oldu.
21 Mart DÜNYA ŞİİR GÜNÜ, tüm dünyada, edebiyat türleri içinde yazılması ve başka dillere çevrilmesi en zor olan şiiri okumayı, yazmayı, çevirmeyi, yayınlamayı, öğretmeyi, tanıtmayı, yaygınlaştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, UNESCO, tüm dünyada, her yıl 21 Mart’ta, yerel, bölgesel ve uluslararası düzeylerde çeşitli şiir etkinlikleri düzenlenmesini önermektedir.

Glitter Graphics

16 Mart 2009 Pazartesi

DOST SÖZÜ


Bu bir dost sözüdür
aşk, gönül yakamozudur
yaşamanın özüdür
Dost bahçesinde açan
karanfiller güller
güzelin gülen yüzüdür
Erdemin özverinin
sevgi serpen gözüdür
........................... Erhan Tğlı

10 Mart 2009 Salı

Sevdakâr ÇELİK-:SALÂH BİRSEL VE NOT DEFTERİMDEKİ "not"LAR*mizaha sırtını dönmeyen şairlerimizdendir Salâh BİRSEL...*

o7 Haziran 1992 tarihinde İzmir-Karşıyaka Belediyesi Nikâh Salonu'nda "Salâh BİRSEL'e Saygı Günü" etkinliği gerçekleştirilmişti.
O etkinlik sırasında, Salâh BİRSEL'in ağzından "not"lar almışım defterime. Siz Değerli Dostlarla paylaşmak yararlı olacaktır:
O gün kendisini dinleyenler, usta şair Salâh BİRSEL'in, sözlerindeki içtenlikle sarmalandılar. Alışılmadık bir söylem biçimi vardı. Sözcükleri de, benzetmeleri de öyle... Alışılmadık, aykırı ama zarafetle söylenmiş sözlerdi. Bir başkasından duyulsa tepki çekebilecek bu sözler, onun ağzından çıkınca kolay kabul görüyordu.
Söz konusu toplantıda; -söyleşinin akışı içinde- kimi şair ve sanatçıları şu sözlerle tanımlamış / eleştirmişti:
"Dul karı beslemeleri... Bilgiçler..."
1- "Bir şiir, ona giren sözcüklerden değil; bir de girmeyenlerden oluşur." demişti.
2- "Sanatçı, halkı oyalamakla yükümlü değildir." diyerek; toplumsal sorumluluk bilincinden uzak, sırf gösteriş olsun diye sanatı kullananlara gönderme yapmıştı..
3- "Vurmayın güvercinleri uçarken,.... Uçarken, şairleri vuruyorsunuz." dizeleri de o gün söyledikleri arasındaydı.
4- "Bir yazıyı hiçbir türe sokamıyorsanız, o yazı denemedir." sözünü Simith Cansın'dan aktardıktan sonra, eklemişti:
"Deneme, resmî dille yazılmaz."
* * *
"Salâh BİRSEL Şiirleri"nde ilk dikkâti çeken şey; alışılmamış bir söylem ve ilk kez duyulsa da yabancılık çekmeden anlayıverdiğimiz sözcükler(i)dir. Ona özgü sözcüklerdir bunlar. Sözcükleri, "cambazlığa kaçmadan" şiirine oturttuğu için, benimsemek kolay olur.
Örnekse, "HAYDAR HAYDAR-VII:
Ufak o kadar ufak horhorlar
Varsa bir çılgın leylak
Ben içindeyim
. . .
BİRSEL'in kullandığı dil; Arnavut kaldırımlı, balkonlarında gün boyu çamaşırlar asılı; cumbalı-ahşap evli sokakların diline benzer. O sokakta yaşayan ve komşuluk hatrı bilinen, hatırlı gönüllü insanların sade ve samimi dili gibidir. Şiirlerinde ironi ve humor özellikleri taşıması biraz da bundandır. Bu dil; şiirimize bir zenginlik ve modernlik katmıştır.
*Bu bağlamda, "HACİVAT'IN EVİ" adlı şiirine bir gözatalım:
Köşede ufaraktan
Bir tüfek atımı duraktan
Kapı pencere elekten
Döşemeler zemberekten
Dökülmekten
Sökülmekten
İncelmiş süprülmekten
* * *
1919 yılında Bandırma'da dünyaya gelen Salâh BİRSEL'i 10 Mart 1999'da yitirdik.İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünden mezun olan BİRSEL'in;
Dünya İşleri (1947)
Hacivat’ın Karısı (1955)
Ases (1960)
Kikirikname (1961)
Haydar Haydar (1972)
Köçekçeler (1981, Bütün Şiirleri)
Bütün Şiirleri (1986).... adlı ŞİİR KİTAPLARI yanında, başka türlerde yazılmış yapıtları da vardır.
.............. sevdakâr çelik
***
HACİVAT'IN KARISI
Hacivat’ın karısı
İncecikten yeldirmeli
Göz kaş oynatmalı
Gerdan kırmalı
Belden sarmalı
...... Gülmeli güldürmeli
Rakı süzmeli
Aşık üzmeli
Şiir süzmeli
... Hacivat’ın karısı
... Beyoğlu'nda gezmeli
........... Salâh BİRSEL

*
PENCEREDE KADINLAR
İlkin bir sarışın açtı pencereyi
Sonra bir hallicesi bir dillicesi
Daha sonra güldü kaçtı
Kadınların en incesi
Derken sıra esmere geldi
Bir etlicesi bir sütlücesi
........ Salâh BİRSEL

06 Mart 2009 Cuma

Ferda Balkaya Çetin* BENİM
Dört bir yanda söylenir kahramanlığım
Cephelere mermileri taşıyan benim
Nice isimsiz savaşların
Şanını bugünlere taşıyan benim.
* * *
Vatanımın toprağıyla eşleşir adım
Umut olur yurduma şefkatli kucağım
Bayrağımın altında açıktır alnım
Fatmalara Mehmetlere can veren benim.
* * *
Emeğim var askerimin her savaşında
Bazen kükreyerek bazen suskunca
Yiğidimin ardında omuz omuza
Şerefli şanlı Türk kadını benim.
* * *
Köyümde çobanım ırgatım tarlamda
Coşar dolaşır gönlüm Anadolum’da
Nasırlı ellerimle karışıp şafaklara
Kilimimi nakış nakış işleyen benim.
* * *
Aşıklar diyarı memleketimde
Türküler söylenir derinden derine
Mecnun’un Kerem’in yanık gönlünde
Destan olup dillerde dolaşan benim.

Hasreti bağrımda ak düşerken saçlarıma
Besleyip büyüttüm kan verdim yavruma
Sahip çıksın diye cennet vatanına
Davulla zurnayla gönderen benim.

Cahillikle savaşıp kalemimle güçlendim
İlaç olup acılara yüreklerde dinlendim
Bir kuş olup göklerimde gezindim
Korkusuzca zirvelere tırmanan benim.

Atamdan aldığım sonsuz güvenle
Emin adımlarla yürürken geleceğe
Vatanım toprağım bayrağım diye
Sevdalı türküler söyleyen benim.

Ferda Balkaya Çetin

KADIN: Silinmez Kalbimizden ADIN


KADIN: SİLİNMEZ KALBİMİZDEN ADIN

KADIN: Var diye yatın katın, istediğin kadını satın alacağını sanma sakın; eline geçecek vücuttur, ruh değil. Ona sahip olmak istiyorsan önce saygıyla önünde eğil.
Kadın: Nerede iyilik, güzellik varsa, oraya doludizgin koşar atın.
Kadın: Yerlerde sürünüyorsa kadın, dövülüyor sövülüyorsa; hak hukuk, adalet göstermeliktir, hepsini kaldırıp atın!
Kadın: Sevecenliğin, özverin gençlere örnek olmalı, insanlık nedir bilmeyenlere anlatılmalı; yazılmalı insanlık defterinin en başına adın.
Kadın: Aşkın gökkuşağıdır o; gönülden sevmek yoksa işin içinde, ona sadece cinsellikle yaklaşmak aşk değil, tuzağıdır.
Kadın: İster her yanını kapatın, ister açın; yok edemezsiniz çekiciliğini, dişiliğini. Boşuna uğraşmayın. Bencil erkekler, o güzelliği kapalı kapılar ardında saklamayın.
Kadın: Sevgin, ilgin, neşen ve gülümsemen coşturur ruhumuzu, doyulmaz tadın.
Kadın: Sen varsan yanımızda, atarız mutluluğa çiçekli bir adım.
Kadın: Sevgilisidir edebiyatın, anasıdır sanatın. O yoksa yetim kalır şiir, öksüz olur öykü. Kadındır dünyayı gökkuşağı renklerine bezeyen türkü.

Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com
*******************
Aziz Nesin’in kitapları / Ülkü TAMER Bir gün Aziz Nesin’e sormuştum: "Şu kadar kitap yazdınız. Sadece o kitapları okumak için en az ne kadar zaman gereklidir, hiç hesapladınız mı?"
Gülmüştü Aziz Nesin.
Yeni yayımlanan kitabına, "Okuduğum Kitaplar"a bakıyorum da, şaşkınlığım daha da artıyor.(...) Devamı-->

Glitter Graphics

02 Mart 2009 Pazartesi

Abdullah YILMAZ'ın kaleminden
mizahî yazılar:
1)*HACI KADİR'İN HOSTESLERİ
2)*SEVGİ ve SEVGİLİLER


TIKLAYINIZ.!.

AŞK Kokan manilerim


Yakama gül takarım
Yari gülle tartarım
Yar geliyor deseler
ölü olsam kalkarım
***
Lambaları yakarım
gelen var mı bakarım
dostların bahçesine
ırmak olur akarım.
.................... Erhan TIĞLI

26 Şubat 2009 Perşembe

SERGİ-
Tan Oral’ın “Beyoğlu’ndan Edebî Esintiler” adlı çizimleri
Nezih Danyal Karikatür Vakfı Galerisi‘nde
28 Şubat 2009 Cumartesi günü Saat 18.00 de açılıyor.


* BASIN BÜLTENİ
Tan Oral’ın “Beyoğlu’ndan Edebî Esintiler” adlı çizimleri
Nezih Danyal Karikatür Vakfı Galerisi‘nde sergileniyor.
Tan Oral’ın “Beyoğlu’ndan Edebî Esintiler” adlı çizimleri Nezih Danyal Karikatür Vakfı Galerisi‘nde 28 Şubat 2009 Cumartesi günü Saat 18.00 de açılıyor.
Edebiyatımızda Beyoğlu’nu konu edinen ve Doğan Hızlan’ın seçtiği 100 edebiyatçıdan 100 eserin yer aldığı “Beyoğlu’ndan Esintiler” adlı kitap, Beyoğlu Belediyesi’nin 150. yıl kutlamaları nedeni ile İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından yayınlanmıştı.
Tan Oral’ın bu kitap için hazırladığı çizimler ile yine Beyoğlu binalarının cephe süslemelerinden derlediği ayrıntılar bu sergide birlikte yer alıyor.
60 çizimin yer aldığı sergi 20 Mart tarihine kadar izlenebilecek.
Kumrular sokak 26/A Kızılay adresinde bulunan Nezih Danyal Karikatür Vakfı Galerisi üçüncü yılında da, her ay değişin karikatür sergileri, öğrencilerle yapılan atölye çalışmaları, karikatür kursları gibi etkinliklerini sürdürecek.
“NE ABD, NE AB, YAŞASIN İKB”
İzmir’de çizerler bir ilke daha imza attı. “İzmirli Karikatürcüler Birliği” oluşturuldu. Hiçbir kurum ve kuruluştan desteksiz “İKB” sağlandı! Gırgır ve şamatanın bol olduğu gecede herkes mest oldu. Ömer Çam’ın rahatsızlığından dolayı kapıdan döndüğü, Ayten Kösenin İstanbul yollarında olması, Lütfü Çakın’ın Kuşadası’nda otobüsü kaçırdığı, Hande D.Akçam’ın yayınevine iş yetiştirme kaygısı nedeniyle katılamadığı geceye, Cemalettin Güzeloğlu ve Ankara’dan Halil İ. Yıldırım’ın telefonla canlı yayına bağlandı. Sardalye balık, Rakı ve Biranın keyfine varıldı.
Bahar Silkü, Savaş Ünlü, Cevdet Florat gibi mizah yazarlarının yanı sıra karikatürcüler ( oturma sırasına göre):Tufan Selçuk, Özhan Mercan, Menekşe Çam ve eşi, Mete Erden, Sezer Dönmez, Sadık Pala, Cemal İlkbahar, Zafer Güven, Mustafa Bora, Mustafa Yıldız ,Uğur Deniz Kuşgöz, Serkan Demir, Abidin Köse, Eray Özbek, Murteza Albayrak ve Turan İyigün anılarını tazelediler. Gıcık mizah dergisinde Eflatun Nuri Hoca ile yaşanan 10 yılın en matrak yanları konuşuldu. En kısa zamanda buluşmak üzere, geceye son veridi.
........ Mustafa YILDIZ


18 Şubat 2009 Çarşamba

Ferda Balkaya Çetin*Sevgi Üzerine Birkaç Söz
“Her birimiz tek kanadı olan meleğiz. Ve bizler, ancak birbirimizi kucaklayarak uçabiliriz.”
Luciano de Crescenzo

*
Yaşamın en coşkulu en efsanevi deneyimi olan sevmek, yüzyıllardır sürdürüyor büyüsünü.
Sabrı, sevecenliği, mutluluğu, inancı ve umudu taşıyor içinde.
Bizler,
Kendimizi keşfetme serüveni ile başlayan sevgi üzerine kurulu bir evrende,
Benzersiz varlığımızın sonsuz bir sevme kapasitesine sahip olduğunu bilmeden yaşar gideriz.
Bu şaşırtıcı gerçekle yüzleşemeden çoğu kez…

Bir yandan sevgiyi arayan insanoğlu diğer yandan duygularını sınırlayan bir kültürün çıkmazında bocalar durur.
Ne hazin bir çelişkidir!
Sevmenin, sevgiyi söylemenin ayıp sayıldığı, ertelendiği, önemsenmediği ve bize öğretildiği yönüyle,
“Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek” diyen Behçet Necatigil’in örtüşen dizelerinden insana dair bir eksikliğin altı çiziliyordu sanki kendiliğinden.
Sevmenin,
Salt karşı cinse duyulan bir aşk romantizmi olmadığı, farkındalığımızla açıkça gözükür bize;
Bir tohumun baharda uyanışından,
Bir çocuk gülüşünden,
Sımsıcak bir dost elinden,
Bir annenin güvenli kucağından,
İçten söylenen bir sözden…
Ve zihnimizin farklı yerlerine saklanmış daha pek çok ayrıntıyı bir araya getirip düşündüğümüzde aradığımız sevginin aslında o minicik ışıltılarda gizli olduğunu anlarız.
Duyumsayarak…
Dokunarak…
Kucaklayarak…
Sevgiyi “şimdi” yaşamanın,
“Seni Seviyorum” diyebilmenin muhteşemliğini yüreklice sunabilmenin yolu,
Kendi öz benliğimize duyduğumuz sevgiden geçiyor.
Belki de biz yanlış yerlere bakıyoruz…


USTA SANATÇI GAZANFER ÖZCAN'I KAYBETTİK...

14 Şubat 2009 Cumartesi

ÇİZGİ Sezer ODABAŞIOĞLU
Photobucket

12 Şubat 2009 Perşembe

SEVGİLİ ŞİİRİM


Sevgi hayatımızın gökkuşağı rengi
gönül ahengidir
Ounla uyanırız bencillik uykusundan
Onunla sıyrılırız yalnız kalma korkusundan
Aşkla dikiliriz kötünün çirkinin karşısına
Ve dayanırız güzelliğin kapısına
Dolup taşar mutluluğumuz onunla
karlı dağları aşar
yemyeşil bağlara ulaşır
şiirin çiçekl bahçelerinde dolaşır...
Erhan TIĞLI

09 Şubat 2009 Pazartesi

İZMİR’DEN KARİKATÜRLÜ HABERLER!

FAİR PLAY ÖDÜLLERİ VERİLDİUluslararası Fair Play karikatür yarışmasında dereceye girenlere ödülleri düzenlenen törenle sahiplerine verildi. İstanbul Olimpiyatevinde Togay Bayatlı ve Erdoğan Arıpınar’ın açılış konuşmalarıyla başlayan gecede, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’e Avrupa Fair Play Ödülü Şeref Diploması verildi.
Karikatür yarışmasında İzmirli çizerler büyük başarı sağlamış Cemalettin Güzeloğlu, Mustafa Yıldız, Sadık Pala, Meryem Kaymaz ve Aslı Gülmez bazı ödülleri paylaşmıştı.
Ödül törenine Çoşkun Göle, Mehmet Zeber, Muammer kotbaş, Mustafa Yıldız katılırken, ödüllerini seçkin davetlilerin elinden aldı. Gecede Kamil Yavuz ve Halil Eser’de hazır bulunurken, okul kategorisinde ödül alan İstanbullu genç çizerlerde katıldı. Konuklara müzik eşliğinde sunulan kokteylde, karikatürcülerde kendi aralarında sohbet etme imkanı buldular. İLK BAŞARI BELGELERİNİ ALDILAR
Okulların yarı yıl tatilinde minik çizerler Çeşme Ilıca Otelde buluştu. Sadık Pala tarafından verilen kurslar neşeli bir havada geçti. Okullarına dönen minik çizerler ustaları Sadık Pala’dan başarı belgelerini almanın mutluluğunu yaşadılar. Çocuklardaki karikatür çizme merakları karşısında en az onlar kadar heyecanlı olduğunu belirten Pala “ Pırıl, pırıl.. cıvıl, cıvıl çocuklarla atölye çalışmasının keyfine vardık. Çocuklarla gelecek yıl mizah dergisi çıkarmak için sözleştik” dedi.
*................... mustafa yıldız
*

05 Şubat 2009 Perşembe

tv'yle yaşamak...


04 Şubat 2009 Çarşamba

Vahit AKÇA


*büyük boy izlemek için resmin üzerini tıklayınız.!.*

Photobucket

02 Şubat 2009 Pazartesi

çizgiler ...... Mustafa YILDIZ



TAŞLI GERÇEKLER
Gerçekçi geçiniriz
Söyleyene kızarız
Bozuk çeşme örneği
Gece gündüz damlarız
İyilerin değerini
Öldükten sonra anlarız
***
Gerçekleri bağlarız
Yalanları salarız
Bizde âdet böyledir;
Hem öldürür hem ağlarız!
***
Gerçeğin şerbeti acı
Yalanın şarabı tatlı
Gerçek zor yürür yolda
Yalanın atı kanatlı
***
Cüce gönüllü dağlarız
Suyu kalmamış bağlarız
Yaşadığımız yalandır
Ölüye dönmüş sağlarız
.......................... Erhan Tığlı
Glitter Graphics

31 Ocak 2009 Cumartesi



PEYNİRLER


Yurdumda yapılan araştırmalar
Damak zevki olan veriyor karar
Tam İKİ YÜZ ALTMIŞ, farklı peynir var
Tek tek incelerken bıkmayın sakın
*
Bu peynirler Yurdun dört bir yanında
İsteyince ele geçmez anında
ÇEÇİL Kars’ta, CIVIK PEYNİR Aydın’da
Hatay’dan SURKİ’siz çıkmayın sakın
....
Ayvalık İVRİNDİ KELLE PEYNİRİ
KÜP PEYNİR Artvin’de, ye diri diri
Ordu’da ol KURUKEŞ’İN esiri
PİŞMİŞ Antalya’da, yakmayın sakın




KAYNATMA PEYNİRİ Adana verir
Çorum’da ISLAK var, ağızda erir
Artvin’de İMANSIZ lezzet içerir
İzmir SEPET’ini sıkmayın sakın
....
YUFA yemelisin Diyarbakır’da
Lezzetin sırrı elde, nasırda
DİL PEYNİRİ yenir Bursa’da kırda
Erzurum’da SÜNE kokmayın sakın
....
Giresun’da UZAYAN çok ellere
ÖRGÜ iştah verir Antepliler’e
Saydıklarım meze olur Ekber’e
Kalanlar, kusura bakmayın sakın
............................. Ekber POLATOĞLU
  • *

30 Ocak 2009 Cuma

AŞK OCAĞI- DOST KUCAĞI


AŞK OCAĞI ve DOST KUCAĞI

Aşktır içimizi ısıtan duygu
Güzelliğimizi yansıtan ayna
İçinde kuşların ötüştüğü
Özlemlerimizin öpüştüğü dünya
**
Gönül kapısının anahtarını
Dostluğun gül elinde bulursun ancak
Arama boşuna başka yerde
Dosttur bizi çileden kurtaracak.
**
Ne zaman darda kalsak
O açar bize kucak
Gündüz güneş olur
Gece ayla yıldız
Ve sımsıcak bir ocak...
Yokuşlar düzleşir onunla
Şenlenir köşe bucak
Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com
******************

29 Ocak 2009 Perşembe

GAZETECİLİK ÖDÜLÜ İzmir Gazeteciler Cemiyetinin Geleneksel "Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Gazetecilik yarışması" sonuçları belli oldu. Gazete çalışanlarının katıldığı, bir çok dalda düzenlenen yarışmada, "Karikatür Teşvik Ödülünü" Mustafa Yıldız kazandı. EgeTelgraf Gazetesinde 21 Ekim 2008 günü yayımlanan, geçen yıla damgasını vuran "Kene Ölümlerini" konu alan karikatürü ödüle layık bulundu. İzmir ve Ege bölgesinde yayımlanan birçok gazete ve dergiye çizen Yıldız, Evrensel Gazetesi ve Homur Mizah Dergisinde de çalışmaları yer alıyor.
*
Arkadaşımız Mustafa YILDIZ'ı kutluyoruz.

28 Ocak 2009 Çarşamba

BİR SAZAN OLAYI
Otobüsle giderken, Bolu Dağı'nda verilen molada hemen tuvalete koşturdu.
Korkunç sıkışmıştı. Şansına boş kabin bulup kendini oraya attı...
Tam oturmuştu ki yan kabinden bir ses "merhaba" dedi.
Adam şaşkın "Merhaba" diye cevap verdi.
Ses devam etti: "Nasılsın?"
İlk defa başına böyle bir şey geliyordu...
Yine şaşkın şaşkın yanıtladı: "Sağ ol, iyiyim. sen nasılsın?"
Ses sordu: "Ne yapıyorsun?"
Bir an tereddüt geçirdi. Adam onun tuvalette olduğunu bildiği için mutlaka ne yaptığını da biliyordu. Düşündü ve yanıtladı: "Ben" dedi "İstanbul'dan Ankara'ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun?"
Adamın sonraki cümlesi bu muhabbeti sona erdirdi.
"Hayatım, telefonu kapatıyorum.Yandaki tuvalette bir gerizekalı var. Sana sorduğum sorulara yanıt verip duruyor. Ben seni sonra ararım..."
.................... Mehmet ZEBER
Photobucket
*Cem KOÇ*
Photobucket
Beynimizdeki Tatil
Yoğun bir çalışma temposu çoğu zaman bunaltır bizi.
Bulunduğumuz yerden uzaklaşmak, kendimizle baş başa kalmak, zihnimizi boşaltmak, arındırmak isteriz arada bir.
İster çalışma hayatının getirdiği zorluklar,
İster gündelik yaşamın bizi içine hapsettiği koşturmalar, yorgunluklar olsun ,
Yaşantımızda “tatil özlemi” olarak belirir bu duygu.
Tatil…
Beynimizdeki göreceli kavram…
Dinlenmenin, eğlenmenin, hoşça vakit geçirmenin ruhumuza yansıttığı pozitifliğin adı.
Kendimizi daha iyi tanıyıp,
Yeni bilgi ve davranışlarla hayata bakışımızı değiştirebilme,
Yeni düşüncelerle kendimizi geliştirebilme olanağı bulabileceğimiz mükemmel bir fırsat.
Salt bedenimizin değil,
Beynimizin de dinlenmesi gerekir aslında.
Peki,
Beyin dinlenir mi tatilde?
Amaca uygun bir tatil anlayışı ile,
Beynimizi yoran, işgal eden olumsuz düşüncelerinden
arındırıp, tamamlanması gereken iş takıntılarından
kurtarırsak mümkün…
Sportif faaliyetlere,
Müzik dinlemeye,
Eş-dost ziyaretlerine,
Zevk alacağımız uğraşlara olanak tanımak, tatil
dönüşü daha zinde olmamıza neden olur.
Bu bağlamda,
Peşinde koştuğumuz arayışların,
Kişisel gelişimimize ışık tutacak, katkı sağlayacak nitelikte olması,
Bizi daha verimli, daha üretken yapacaktır.
Kendimizi, yaşamımızı, işimizi anlamlı ve değerli
kıldığımız gibi,
Zaman dilimlerini doğru ve etkin kullanarak tatilimizi
de anlamlı ve değerli kılabiliriz.
Yazımın başında tatili tanımlarken ,
“Beynimizdeki göreceli kavram” demiştim.
Düşünürsek,
TATİL,
Kimilerine göre tembellik,
Kimilerine göre özgürlük,
Kimilerine göre “fırsat” bilip eksiklikleri
tamamlama,
Kimilerine göre çeşitli aktivitelere zaman ayırarak
kendini geliştirme,
Kimilerine göre ise ruh ve bedeni olumsuzluklardan arındırma…
Hangi seçenek olursa olsun sonuçta, beyne hangi komutu verirseniz onu yapar.


................................ Ferda Balkaya ÇETİN
Photobucket
KARİKATÜR SERGİSİNE DAVET
Saat Kulesi Karikatürcüler Grubu ve Toplum Gönüllüleri Vakfı ”Kitap ve Kütüphane” konulu karikatür sergisi düzenleyecektir. Yıl boyunca değişik kentlerde açılacak sergi, İl Halk Kütüphanelerinde gerçekleştirilecek. Bu konuda en fazla 2 adet karikatürünüzü, 15 Şubat’a kadar göndereceğiniz adres aşağıdadır. Herkese kolay gelsin.
Mustafa YILDIZ
Saat.kulesi35@hotmail.com
Photobucket
*Vahit AKÇA*
MUSTAFA filmi çekildi... ergenekon'a, krize rağmen tartışması hâlâ gündemde.. peki ya KEMAL? KEMAL'i bilmeyen var mı? "KEMAL hakkında her şey" istanbul'da 29 Mart'ta vizyona giriyor.. afisini "basın sızdırmaları", "telekulak" vs. her türlü yolu kullanarak bin bir zorluklarla bulabildim. "KEMAL hakkında her şey "yaşanmış gerçek olayları anlatıyor.. "MUSTAFA"nın seveni, sevmeyeni oldu.. KEMAL'in de öyledir kanımca.. ama ne olursa olsun yaptıklarını, karşıtları bile yabana atamıyor... duyduk ki, İstanbul’a başkan olacakmış.. valla seçim sloganı da "yaptıklarım, yapacaklarımın teminatıdır." olur herhal...
vahit akça
Photobucket
B A B A
Elinden tutardım, küçük yavrucuk

Seneler sessizce gitmiş be Baba
Ben senin gözünde hâlâ bir çocuk
Olsam da...bak ömrüm bitmiş be BABA.
.......Yıllar geçti, gıdım gıdım büyüdüm
.......Önce emekledim, sonra yürüdüm
.......Yüce dağlar gibi duman bürüdüm
.......Başımda dumanlar tütmüş be BABA.
Okul yıllarımı bir kalem geçtim
O yıllarda aşkın şerbetin içtim
Geçen yıllarıma bir değer biçtim
Artısı-eksisi gitmiş be BABA.
.......Bir meslek seçerek yaptım aşama
.......Asker oldum selâm çaktım paşama
.......Dönüp baktım evlendiğim akşama
.......O güzel yıllarım gitmiş be BABA.
Gediklisi oldum cümle dertlerin
Ana*baba oldu bak bebeklerin
Çocuk zannetsen de yaşı Ekber’in
Yakında olacak yetmiş be BABA
...........Ekber POLATOĞLU
Photobucket
*sadık songur*
Photobucket

21 Ocak 2009 Çarşamba

"İnsanoğlu, iki değil de dört ayaklı olsaydı.?."
.
*Kimi web siteleri, "görülen lüzum üzerine"; anasayfalarına, "katılımcı ve paylaşımcı olun, sömürücü değil.!." biçiminde bir uyarı notu koymayı gereksinirler. Bu -kuşku yok ki- nazik bir uyarıdır. Ve aslında, duyulan bir rahatsızlığı ifade eder. Siteden indirilen ürünlerin -hiç olmazsa- kaynak gösterilerek kullanılmasını önerirler örneğin... Uygar davranış biçimini önerirler... (Eskilerin "aklıselim" dedikleri, sağduyulu olanlara bu tür bir uyarı gereksizdir; neyleyelim ki AKIL ve SELİM'i aynı mekânda buluşturmayı beceremeyen ademoğulları da mevcuttur bu hayatın içinde.)
*
1-) Katılımcı ve paylaşımcı olmak...
2-) Sömürücü olmak...
*Bu iki seçenekten herhangi birini hayatımızın tercihi olarak seçmişsek / boş bir zamanımızda soralım kendi kendimize:
-Neden.?. / Niçin.?.
*
Geçelim...
*
Son olarak, bildik bir söz:
"İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları*burunları havadadır; doldukça eğilirler... çünkü mütevazıdırlar."
*
Bunca söz, "Kendime SORU-yorum’LAR"a yeni yorumlarla katkı sunan değerli şairimiz Sayın Ferda Balkaya Çetin'e teşekkür etmek içindi...
*
Paylaşımcı ve mütevazı dostları önemsiyor, saygıyla selamlıyoruz.
İyi ki varlar...
* ......................... sevdakâr çelik

Photobucket
Merhabalar Sevdakâr Bey,
Öncelikle teşekkür ediyorum verdiğiniz bilgiler adına.
Evet.
“Mizah, olay ve durumlara ve hayata tek pencereden bakınca çıkmıyor ortaya…”
“Olasılıkları”, “olabildiğince” zorlamak gerekiyor.
Bir de farkındalık.
“Herkes kendi penceresinden bakar. Ama
birileri başka pencereleri de merak eder.”

O pencereleri merak edip zorladığımızda,
“İnsanoğlu, iki değil de dört ayaklı olsaydı?”
farzedip verilen yanıtların düşündürücülüğünden
kurtarmadan katıp mizahı, sunduğumuzda
“derin devlet” gibi bir şey çıkıyor ortaya sanırım…
Derin”lik, mizah
Devlet” ise, düşündürüyor…
Madem ki “derin devlet” dedik;
“İnsanoğlu, iki değil de dört ayaklı olsaydı?”
1-Devleti derinliğinden kurtarır mıydı?
Diyelim ki, kurtardı… Devlet sanatçısı olmaya
hak kazanır mıydı?
2-Nasrettin Hoca yine göle yoğurt mayalamaya
kalkışır mıydı?
3-Futbol maçları yapılır mıydı? Yapılırsa takım (oyuncu)
sayısı değişir miydi?
4-Karadeniz yöresi oyunlarındaki ayak
figürlerinde karışıklık olur muydu?
5-Milli atletimiz Süreyya Ayhan, doping iddialarına nasıl bir yanıt verirdi?
6-Güneşin batışı batıdan mı,
Yoksa,
“Dört ayaklı insan oldu, dünya tersine döndü”
hesabı doğudan mı batardı?
7-Kolonyası bile yapılan kayısı yine en çok
Malatya’da mı yetişirdi?
***
Sorunun, zihin jimnastiği yaptırdığı kesin.
Bu keyifli yolculuk için bir kez daha teşekkürler…

............... Ferda Balkaya Çetin
Photobucket

ELMA ŞEKERİ

Bahçemdeki
Elma ağacı
Bu sene iyi
Ürün verdi.

Ama sen
Bütün askerlerini
Bahçeme göndermişsin.
Elma şekeri
Yemeleri için.
_________________
Osman Yavuz İNAL

GAZZE

Çocuklara anlatılan masallar
Mutlu sonla biterler.
Gökten üç elma düştü" diye...

Gazze'de masal anlatılmıyor ki...
Mutlu sonla bitsin.
Gökten üç bomba düşer...

Çocukların üstüne…
Çocukların üstüne…
Çocukların üstüne…
_________________
O.Yavuz İNAL

20 Ocak 2009 Salı

BARIŞ

Ah! Barış ah!
Sen yok musun sen?
...

Yoksun be Barış!..
Yoksun...
...

Olsan, meydan
SAVAŞ'a kalır mıydı?
______________
O.Yavuz İNAL

BAK ARKADAŞ

Bak arkadaş!
Dön dolaş
Yavaş yavaş
Geliyor savaş.

Bu nasıl iş deme?
Savaş diyenlerin
Mermere geçer dişi de;
Barış diyenlerin
Muhallebi yerken kırılır dişi.

Bak arkadaş!
Dön dolaş
Yavaş yavaş
Geliyor savaş.
_____________
O.Yavuz İNAL

KARINCALAR GİBİ EZİLMEDEN

Tank sesi, top sesi
Duymak istemiyorum dostum,
Her köşede patlayan bomba sesi.


Her yağmur sonrası
Gökkuşağı görmek istiyorum.
Sahilde dalga sesi,
Bahçede kuş sesi, kanat sesi duymak,
Menekşe, gül koklamak istiyorum.

Barış, kardeşlik türküleri söylensin.
Halay çekilsin,
Horon tepilsin,
Zeybek oynansın bir arada

Karıncalar gibi ezilmeden
Özgürce yaşanılsın dünyada
-----------------
O.Yavuz İNAL

BU KURŞUNLAR NEREYE GİDER?

Bu kurşunlar nereye gider?
Demir, çelik yığınları
Tanklar, toplar, tüfekler.
Bu kurşunlar nereye gider?

Bu kurşunlar nereye gider?
Ne adres sorar, ne kapı çalar.
Gider, bir bebeği yetim bırakır.
Birkaç gram barut ile bir tutam demir, bakır.

Bu kurşunlar nereye gider?
Bir ananın çocuğunu,
Deprem görmüş, sahil kasabasına benzetir.
Elsiz, kolsuz, çaresiz bırakır.

Bu kurşunlar nereye gider?
Önce Irak’a gitmişti, sonra Lübnan’a
Şimdi Filistin'e.. Daha sonra mı? Kim bilir?
Belki de sana, bana...
----------------------
O.Yavuz İNAL

SINIFTA KALMAK

Ey savaş kararını
Kanla yazan efendiler!..
Suya yazı yazmıyorsun ki
Alın yazılarına
Mezar taşı kazıyorsun sanki...

Tarihten de almamışsın dersini
Yaldızlarla süsleyip karneni
İftihara geçtim sanıyorsun.
Yazık, insanlık dersinden
Sınıfta kalıyorsun.
------------
O.Yavuz İNAL

Asker

tesadüf

Terör

Belli değil

bir veda şarkısı
her gece dilimde
bestesi belli değil…

yeni açan
her çiçek
sonbahar gibi
nedeni belli değil…

doğduğum yerleri hatırlıyorum,
gezdiğim yerleri
İstanbul yorgun bir karanlığın ardında şimdi
aynalar hiç eskisi gibi değil…

Vakit bu vakit
dem bu demdir diyorlar
biliyorum az kaldı gitmeme
yazık ki zamanı belli değil…
................................Temmuz 2007 Kanlıca

.............. Kerem Alışık
(*Öyle sever gibi bakma bana – alışık değilim*)
kaynak:forumedebiyat dergisi 1. sayı

19 Ocak 2009 Pazartesi

*15 Ocak 2009 Perşembe günü "Kendime SORU-yorum’LAR" üst başlığı ile İMECEMİZAH'ta yer alan yazımız; siz değerli izleyicilerimizi mizah evreninde keyifli bir yolculuğa çıkarmak ereğiyle yazılmıştı.
*Mizah, olay ve durumlara ve hayata tek pencereden bakınca çıkmıyor ortaya...
Yaşamı irdelerken, bize öğretildiği biçimiyle değil ; "sorgulamalar"da bulunduğumuzda yakalayabiliyor ve yaklaşabiliyoruz mizaha.
"At gözlüğü takarak" tiyatroya, şiire, müziğe, resme (...) soyunmak ; zaten, sanatın raconuna terstir... Mizaha ise, hayli hayli terstir... öyle ki / "at gözlüğü" , mizahçıya ancak malzeme olabilir... hem de iyi bir malzeme...
*Sanatçı, ürününü ; birçok olasılıklardan sonra ortaya çıkarmakta... beyninde, yapıtının hesabını kitabını yapmakta... süzgeçlerden geçirmekte...
Mizahın o sevimli hınzırlıkları da "olasılıklar-olabildiğince- zorlamasının sonucudur.
*
Yani istedik ki;
"İnsanoğlu -iki değil de- dört ayaklı olsaydı." sorumuz, siz mizahsever dostlarımızı anlamlı ve keyifli bir yolculuğa çıkarsın.
***
Bu bağlamda sevinmemizi sağlayan bir ileti ulaştı.
Değerli bir şairden...
Bir değerli eğitimciden...
Teşekkürler ediyoruz Sayın Ferda Balkaya Çetin'e ve güzel yazısını siz dostlarla paylaşıyoruz.
* .........................sevdakâr çelik
Photobucket

Merhabalar Sevdakâr Bey,
Oldukça hoş ve eğlenceli buldum sorunuzu.
“İnsanoğlu, iki değil de, dört ayaklı olsaydı?"
*
İlk aklıma gelenler…
1-
Şanslı insanlar için söylenen “Dört ayağının üzerine düşmek” deyimindeki ayak sayısı sekize mi çıkardı?
2- “Doğada bir hayvan olsaydınız ne olmak isterdiniz?” sorusuna yanıt istenseydi bu, kanguru olabilir miydi?
Yoksa maymun daha mı yakın gelirdi?
3-Çitadan daha mı hızlı koşardı?
4-Dünyanın 8. harikası mı olurdu?
5-Çin Seddi’ni daha kısa sürede mi aşardı?
Seddin uzunluğu 10.000 km. değil de 20.000 km. mi olurdu?
Hun akınlarına karşı yeni bir alternatif getirir miydi?
* ......................Ferda Balkaya Çetin

15 Ocak 2009 Perşembe

kendime soruYORUM-lar*sevdakâr çelik

Photobucket
*Urumelihisarı’nda oturmuşum;
Oturmuş da, bir türkü tutturmuşum:
“İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalı’m, / Senin yüzünden bu hâlim.”

Photobucket Bilmem sizin de başınıza gelir mi?
Olmayacak zamanda, olmayacak şeyler düşünürüm bazen.
Ağlasam mı gülsem mi? / ..gayrı karar verebilmiş değilim henüz.
*
Orhan Veli ustanın güzelim şiirini okurken bile garip garip sorular düşünmek, olacak şey mi yani?..
Bakın; tam da, “Edalı’m,/ Senin yüzünden bu halim.” dizesini okurken, aklıma şu garip soru takılmasın mı? (
Pes vallahi!)

PhotobucketSORU ŞU: - “İnsanoğlu, iki değil de, dört ayaklı olsaydı?”
a-
Otomobil kullanır mıydı?. Kullanırsa, bu otomobil nasıl olurdu?.
(Eee?)
b-
Kravat takar mıydı? Takarsa, nasıl ve neresine takardı?
(Haydaaa!)
c-
Türkü söyler miydi?
Diyelim ki söyledi.
Peki, o zaman da; “Manda yuva yapmış söğüt daline,
yavrısını sinek gapmış gordün mü?”
gibi bir türkü yine olur muydu?.
(Çünküm ben bu türküyü çok seviyom ki...)
d- Hızlı yükselen enflasyonu değil de, hızlı düşürülen enflasyonu tehlikeli sayıp (nedense?); “Enflasyonu aşağı çekmek fevkalade tehlikelidir!” türünden bilimsel açıklamalar yine yapılır mıydı?
e- Kadınlar ruj kullanır, erkekler tesbih çeker miydi?
f- Kayserililer yine sucuk yapar mıydı?
(Sucuksuz hayat da çekilmez ha!)
g- Sanat Güneşimiz yine Zeki MÜREN mi olurdu?
Photobucketh- İnsanoğlu dört ayaklı olsaydı; İki yerine dört kundura masrafı çıkacağından, “Ayağında kundura, yar gelir dura dura!” türküsü yerine; “Akşam olur sabah olur yar gelmez!” şarkısı mı söylenirdi? Öyle ya; dört ayak, dört ayakkabı masrafı demekse; kunduralı yar beklemek yerine, acaba avucumuzu mu yalardık?
(Ne feci di mi?)
ı-
İnsanoğlu yine manikür-pedikür yaptırır mıydı?
i- Don lastiği satışı yine olur muydu?
(Bak hele!)
j- “Sevil Berberi ve Saraydan Kız Kaçırma” operetlerini yapmak yine akla gelir miydi?
k- “Bursa Kılıç Kalkan Ekibi” ile yine turist karşılar, Mehteran eşliğinde yine “iki ileri bir geri” yürür müydük? (Hoyda breee!)
l- Kadını simgeleyen rakamlar yine 90-60-90 mı olurdu?
(De gét lo!)
.............

PhotobucketSevgili Okuyucum!..

Bu bölüme ilişkin çok keyifli ve bir yığın soru var! İlginizi çekip, zihin jimnastiği yaptırıyorsa, kaldığımız yerden devam edelim... Bu arada siz de düşünmeyi elden bırakmayın!. Kendinize “soru-YORUM”larınız varsa
e-mail adresimize iletin!. Aklınıza da mukayyet olun, aman ha!

-----------------
-----...---- sevdakâr çelik
Glitter Graphics

14 Ocak 2009 Çarşamba

CEMAL SÜREYA İÇİN...


cemal süreya+portre+ sevdakâr çelik

sevgili ozanımız cemal süreya’yı
-aramızdan ayrılışının yıldönümünde-

saygıyla anıyoruz

CİNS ŞAİR
Tanrı
binbirinci gece şiiri yarattı
binikinci gece Cemal'i.

Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı
başa döndü sonra,
kadını yeniden yarattı.

Cemal
Atlas okyanusunda Fırat'ın sal’ı
Zap suyunda Alp çiçeği
.
............. Ülkü Tamer


SEMİOLOJİKİSTANBUL ŞİİRİ:
Şairler kadar KARİKATÜRCÜ dostlarımızın da fazlasıyla ilgisini çekecek ve birçok açıdan değerlendirilebilecek bir çalışmasını paylaşıyoruz Cemal SÜREYA ustamızın.
...
Usta ozanımız, Milliyet Sanat Dergisi’ndeki “975.Gün” başlıklı güncesine (Şubat 1989) şu sözlerle başlar:
“İstanbul’u nasıl da hor görmeye başlamışız. İşte burdan kaçmak, işte güneyde bir yerlere gitmek. Kendi payıma, yapabilir miyim bunu? İstanbul’un bir parçası değil miyim artık? İstanbulsuzluk kadar büyük bir tehlike olabilir mi? Şu anda Kitaplar dergisinin ilk sayısında yayımlanan ve, ne yazık ki, “Sıcak Nal” için ayırdığım halde, kitaba giremeyen “semiolojik” İstanbul şiirimi buraya almaktan beni hiçbir şey alıkoyamaz.”

Şiir ne benim için?
Dramım, açmazım, kurtuluşum, batağım, sevgilim, babam, gözaltım...ve kendimi hiçlemeyi bilişim... Daha önemlisi, yazgım olarak da görüyorum onu. (Laf düzgün çıkmadı ama bunu aynen böyle yaz.) Neden yazgım? iyi bir öğrenim gördüm. Bunun bir rastlantı olmadığı kanısındayım. Şiire dadanışım da öyle rastlantı değil. Tek dayanağım bu. Yalnız bu, bu ikisi, bende bir güç (elverişlilik desek daha iyi) olduğu sanısı uyandırmıştır. Bazen de öbür şairlere bakarım (hep bakarım ya), sanki bana ilişkin bir rol de var diye düşünürüm. Bazı şeyleri yalnız ben anlatabiliyorum gibi bir izlenim...
Borç öder gibi mi yazdım şiirlerimi? Biraz öyle.
Şunu da demek isterim: şiir benim hem mesleğim hem hayatınım özü olmuş. Kendimi riske etmişim onda.(...)
................... CEMAL SÜREYA
ÜSTÜ KALSIN
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...
.............. cemal süreya

ince gülümsemeler
şimdi vakit ayıramam
ama biraz kurcalarsam
...............yaşamıma dair tarihin dokümanlarını;
kesin –ya da kesine çok yakın-
ulaşabilirim / cemal ağabeyle tanışıklık tarihine...
“1973-74 olabilir.” diyeyim şimdilik...
...............ankara
.....................zafer çarşısı
...........................toplum kitabevi... r. inanç’ın.
yanımda; diyarbekir – bismil,
...............bismil’in uzun hasan’ı...
hayır! / dağ deviren nedo’su...
...............habeş emmi’nin filintası,
...............her meclisin düğün babası...
...
cemal süreya gelmiş / usul usul
.............usul usul gülmüş
............... .usul usul merhaba vermiş
............... .............. elimize
............... ............... .....yüreğimize...
usul usul sormuş kitapçıdan
........................... halide edip imzalı
tüm kitapları...
olanları almış.../ kimileri –çünkü- kalmamış.
...
mevsim; ankara...
sokaklar; “kara basma iz olur!”
...
siyah paltosu sırtında,
............usul usul boylu... /
............... ........çekip gitmiş,
...............................dönüp gülmüş
............... ............... .............gülüp gitmiş;
ardında / yıldızlardan öğütülmüş ince gülümsemeler
............... ....................................... bırakarak...
* * *
demek bizimle aynı metrekarede
............... ...................soluklanan
............... .......................o “büyük şair”miş...
................ sevdakâr çelik
13.o1.2oo3,mn

cemal süreya'dan_sanata dair ve "sizin hiç babanız öldü mü Glitter GraphicsSİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
................... cemal süreya

Photobucket

seni_şiir_sevdakâr çelik
Photobucket